12073621.jpg
30/Eyl/2019

Uzun bir tatilin ardından, Pazartesi günü okullar açılıyor.

Ben de çocuğunu ilk kez ilkokula gönderen bir anne olarak, her anne baba gibi tatlı bir heyecan içindeyim. Çocuğum okuma yazmayı öğrenecek, yıllardır kendisine okuduğum “Kırmızı başlıklı kız” hikayesini kendisi okuyabilecek. Sanki anaokulu şaka gibiydi de, bu gerçek. Artık, yaşamın sorumlulukları ve zorluklarını üzerine alma vakti geldi gibi. Büyüdü gibi sanki küçük kızım… Artık yıllar göz açıp kapayana kadar hızlıca geçecek ve bir de bakmışım ki üniversiteye başlamış. Böylesine bir duygusal heyecan işte…

Güzel bir yıl olmasını ümit ediyorum; biz anne babalar, sevgili çocuklarımız ve değerli öğretmenlerimiz için. Hem duygularımı paylaşmak hem de anne babalar olarak nelere dikkat edelim ki, her şey en güzel haliyle yaşanabilsin diye yazma ihtiyacındayım bu yazımı. Sorunlar olacaktır elbette. Ancak bu sorunların çoğu; öğretmen, okul ve aile iş birliği ile kolayca çözülebilir türden olacaktır. Bir de sizinle paylaşacağım bazı ayrıntılara dikkat edersek, belki bu sorunlar ortaya çıkmadan önleme imkanı elde etmiş olacağız.

Biz anne babalar olarak çocuklarımız üzerinde çok fazla etkiliyiz. Bunun öncelikle farkında olmamıza ihtiyaç var. Kendi kaygılarımızı aynen aktarıyoruz çocuklarımıza. “Ben hiç kaygılarımı belli etmiyorum” desek de, bu mümkün değil. Söylediğimiz her söz, gözlerimizdeki her bakış, yüz ifademizdeki her değişim çocuklarımızı etkiliyor. Bunu bilmeliyiz öncelikle.

Ben kaygılı çocuk değil, kaygılı anne baba olduğunu görüyorum her zaman. Bu nedenle, bizim kendi kaygılarımızı azaltmak için nelere dikkat etmemiz gerektiğine bir bakalım:

  • Özellikle 1. Sınıfa başlayan çocuklarımızın anne babaları olarak, çocuğumuzun çocukluğu bitti sanmayalım lütfen. O hala bir çocuk; oynamaya, koşmaya devam edecek. Bu onların ihtiyacı. Okul başladı diye, hayat bitmedi. Daha bugün bir anne ile görüşmemde temel sorunun bu olduğunu gördüm ve paylaştım. sınıfta en önemli husus, çocuğun okulu ve okumayı sevmesidir. Temel hedefimiz bu olmalıdır. Sayfalarca ödevin çocuğu bunaltmaktan başka bir etkisi yoktur. Küçük tekrarlar ve seviyesine uygun hikaye okumaları yeterli olacaktır.
  • Okula yeni başlayan 1. sınıf çocuklarımızın anne-babaları olarak, çocuklarımızın kendine özgü özelliklerinin olduğunu, hazır bulunuşluklarının (kas gelişimi, zihinsel gelişim, duygusal gelişim) farklı olduğunu, her çocuğun vakti zamanının farklı olduğunu bilmemiz çok önemlidir. Çocuklarımızı sınıf arkadaşları ile karşılaştırmamak, abla- ağabeyleri ile karşılaştırmamak, onları örnek göstermemek çok önemlidir.
  • Çocuğumuzu okula başlayacağına dair duygusal olarak hazırlanmalıyız. “Artık okul başlıyor, yaz tatilinden biraz daha farklı bir yaşam düzenimiz olacak. Daha erken yatıp daha erken kalkacağız. Bilgisayar-televizyon-tablet-telefona yaz tatilinden daha az zaman ayıracaksın. Bunları yine oynayacaksın, televizyon da izleyeceksin ama hem derslerini hem bunları nasıl planlayabiliriz?” diye birlikte zaman ve kurallar belirlenmelidir. Bu kurallar çok beklenmedik bir sorun olmadıkça bozulmamalıdır.
  • Okul alışverişleri birlikte keyifle yapılmalı. Çocuğun heyecanına, mutluluğuna ortak olunmalıdır.
  • Okulla ilgili neler hissettikleri, ne düşündükleri sorulmalı, sohbet edilmeli ve kaygılı çocuklar cesaretlendirilmelidir.
  • Çocuğun gözü korkutulmamalı. ‘Bak yaramazlık yaparsan, öğretmenin kızar’ gibi… Öğretmeni hakkında olumsuz yorum hiçbir zaman yapılmamalıdır.
  • Çocuğumuz çok abartılı beklentiler içine de sokulmamalı. ‘Çok eğleneceksin’, ‘Bir sürü arkadaşın olacak’ gibi…
  • Yeni şeyler öğreneceği, arkadaşlar edineceği ve bunları kurallar doğrultusunda yapacağı anlatılmalı.
  • Giyinmesi, çantasını taşıması, beslenmesi gibi sorumluluklar çocuğa verilmeli.
  • Ödevleri savaşlara dönüştürmemeliyiz. Ödev, çocuğun sorumluluğudur, anne-babanın değil. ‘Ders çalış’, ‘Ödev yap’ denmemeli sürekli. Ödevini ve sorumluluklarını kendisi için değil, bizim için yaptıklarını sanmaları çok acı oluyor. Bu konuda kararlı ve istekli olmalıyız. Birkaç gün sabredip, üçüncü gün patlamak işe yarayan bir çözüm değil.
  • Sınavlara hazırlanan öğrencileri yoğun bir yıl bekliyor. Onlara başarılar diliyorum. Sınavı yaşamın anlamı, tek çaresi olarak görmeyip iyi bir lise ya da üniversite için fırsat olarak değerlendirmeliler. Ailelerin beklentilerini çocuklarına göre yeniden değerlendirmeleri, baskıdan kaçınmaları gerekir.
  • Çocuklarımızın dikkat etmeleri gereken şeyler; düzenli olarak her gün mutlaka çalışmaları, emeklerine güvenmeleri ve beklentilerinin emekleri doğrultusunda olması gerektiğidir.

Anne babalar olarak, çocuklarımıza kolaylaştırıcı olalım, yönlendirici değil. Onların da duyguları, hayalleri, düşünceleri ve kendine özgü davranışları olmalı. Her davranışlarını bizim istediğimiz gibi yapmayacaklar. Ki yapmamalılar… Kendilerine yeten bireyler olabilmeleri, onları ne kadar erken yaştan birey olarak görmemize bağlı. Bize fikirlerini rahatlıkla söyleyebilmeliler, “Hayır” diyebilmeliler ki, dışarıda da bunu söyleyebilsinler.

Çocuklarımızı bütün olarak görmeye, anlamaya çalışmalıyız; sadece davranışlarına odaklanmayalım. Duyguları, düşünceleri ve hayalleri var onların… “Kendisinin dışında neleri önemsiyor?” bunları anlaması için fırsat verelim. Çocuğumuzu sadece davranıştan ve sonuçtan ibaret görürsek; not, puan, başarı, sıralama odaklı oluruz. Akademik başarıya takılıp çocuklarımızın bütünlüğünü gözden kaçırmayalım. Her çocuk eşsiz ve özel. Onların ilgili ve yetenekli oldukları alanları bulmaya çalışıp destekleyebiliriz.

Kendi gerçekleştiremediklerimizi onların gerçekleştirmeleri için hayatlarını esir almayalım. Hayat onların… Biz, bize verilen emanete sahip çıkalım yeter.

Son olarak; kendimiz teknolojinin esiri olmak yerine, çocuklarımıza gerçekten anlamlı ve değerli zamanlar ayırmak, paylaşmak, anı biriktirmek en önemli detaylar. Çünkü ileride yaşlandığımızda, aklımızda kalan bunlar olacak…

Değerli anne babalar, öğretmen arkadaşlarım ve sevgili öğrencilerimiz, yeni eğitim öğretim yılının hepimiz için hayırla başlamasını ve sürmesini diliyorum. Sevgiyle…

 

Güzide TÜRKYILMAZ

Uzman Psikolojik Danışman


24b43468-45f5-4df0-be45-deb9ceb5abd01.jpg
30/Eyl/2019

Okul öncesi dönem, 3-6 yaşlar arasını kapsar. Çocuklar yıllar geçtikçe bedensel, zihinsel, sosyal, psikolojik yönlerden gelişme gösterir ve büyürler. Her çocuk birbirinden farklı şekillerde gelişim gösterir. Sizler de farkındasınız ki, bir çocuğumuz diğeri ile aynı değil. Hem doğuştan getirilen özellikler, hem de dış uyarıcılar (doğum öncesi-sırası-sonrası) farklıdır. Hem zaten bizler de aynı kalmıyoruz ki. Bizler de anne-baba olarak büyüyor ve gelişiyoruz. İlk çocuğumuzu büyütürken en cahil, tecrübesiz halimizle anne-babalık yaparken, hatta yapamazken; diğer çocuğumuzda ya da çocuklarımızda her geçen zamanda daha bilinçli ve olgun davranıyoruz. Çocuklarımız da bizim bu büyüme evrelerimizden fazlasıyla nasibini alıyorlar. “İlk çocuğu çok dövdüm de hocam, buna kıyamıyorum” diyen velime, “Yanlışlarımız ve hatalarımızla büyüyoruz elbette, kendinizi affedin. Şimdi önümüze bakalım.” diyebiliyorum sadece. Şimdi de aynı şeyi söylüyor, bu dönemdeki çocuğunuza olabildiğince odaklanın diyorum. Bu dönem, çok önemli bir süreç çocuğunuz için. Çünkü 0-6 yaş döneminde, kişinin gelişiminin temel taşlarının oluşturulduğu, zihinsel gelişimin çok önemli bir kısmının tamamlandığı araştırmacılarca ortaya konmuş durumda. Aşağıda sıraladığım kısa ama önemli tavsiyeleri olabildiğince yapalım ki; kendine güvenen, kendini ve ailesini seven, sorumluluk sahibi, ayakları üzerinde durabilen, çalışkan, geleceğe umutla bakan çocuklar yetiştirebilelim.

  • Çocuklarımızı sevelim, sevgimizi göstermekten korkmayalım,
  • İyi gözlemci olalım,
  • İhtiyaçlarına duyarlı olalım (duygusal, sosyal, zihinsel, bedensel olarak),
  • Dinleyelim,
  • Düşüncelerine saygı duyalım,
  • Düşünce ve duygularına değer verelim,
  • Hatalarını sakin bir şekilde konuşarak, doğruları diretmeden, nedenleriyle anlatmaya çalışalım,
  • Birlikte kurallar koyalım, kurallara sadık kalalım,
  • Yapabileceği sorumluluklar verelim,
  • En önemlisi de BUNLARI HER GÜN YAPALIMJ

Kolaylıklar Diliyorum. Sevgiyle kalın…                                   Güzide TÜRKYILMAZ

Uzman Psikolojik Danışman


cocugu-sevmek-18161.jpg
30/Eyl/2019

Yetişkinler, Gençler, Çocuklar Huzurla Gülsün Diye…

Yıllardır çocuklar, gençler ve yetişkinlerle çalışıyorum. Sayısız bireysel terapiler, evlilik terapileri, cinsel terapiler yaptım. Pek çok klinik vaka ile çalıştım. Yaşanan sorunların temelinde hep ortak bir noktaya vardım. Onaylanma ihtiyacı…

Kaygı bozuklukları, takıntılar, fobiler, depresyon gibi klinik rahatsızlıklar; çocuklarda saldırganlık, tırnak yeme, alt ıslatma gibi davranış ve uyum bozuklukları; gençlerde ergenlik dönemi sorunları, sınav ve gelecek kaygısı; evliliklerde yaşanan iletişim problemleri, cinsel problemler vb. Hep bir fark edilme, duyulma, güvenilme, değer görme, sevilme, saygıya değer bulunma, onaylanma ihtiyacının giderilmemesinden kaynaklı. Bunlar sadece birer sonuç aslında.

Üstümüze giydiğimiz elbiseden, bir topluluk içinde ağzımızdan çıkan cümlelere kadar, “başkalarının üzerindeki etkimiz” ekseninde dönen bir hayatın içindeyiz. İnsan sosyal bir varlık, dolayısıyla kendini sadece kendi yaşam alanı çerçevesinde değil, toplum içinde sahip olduğu yer ile birlikte algılıyor. Kendini doğru ifade edebilmek, iyi iletişim becerilerine sahip olmak bu sosyal yaşam içinde hayatta kalabilmek için çoğu zaman yeterli oluyor.

Başkasının gözündeki yerimiz, “toplum içinde ayakta kalabilmek” açısından bu biçimde tarif edildiğinde; son derece masum ve yaşamsal ihtiyaç gibi görünse de, ruh sağlığı açısından tehlikeli bölge ile arasında son derece şeffaf bir sınır bulunuyor. Başkalarının gözünde kim olduğumuz, nasıl algılandığımız yaşamın hedefi olursa, iş kontrolden çıkıyor. Ben buna “başkaları ne der hapishanesi” diyorum.

Önce Kendi Varlığını Kabul Et, Onayla…

Şöyle bir profil düşünün: Birilerinin size “harika” demesi size müthiş bir yaşam enerjisi verirken, etrafınızdan kendinizle ilgili olumsuz bir yorum duyduğunuzda karalar bağlıyorsunuz. Bir iş yaptığınızda birilerinden “bu iyi olmuş” cümlesi duymazsanız bir yanınızı eksik hissediyorsunuz, becerilerinizden şüphe duyuyorsunuz… İşte “onay ihtiyacı” başlığı altında toplayabileceğimiz bu tip durumlar, modern insanın üzerindeki stresin en büyük kaynaklarından birisi.

Peki, bir insan neden sürekli onaylanma ihtiyacı duyar? Ne kadar onay beklemek normaldir ve hangi durumlar kontrolden çıktığımızın göstergesidir? Kendinden şüphe eden, başkalarının “evet”ine ihtiyaç duyan yapıdaki karakteri oluşturan taşlar nerede aramalıdır? Öncelikle bu sürecin çocukluktan başladığını vurgulamak önemli.

Şöyle bir düşünün. Kendi çocukluğunuzu, anne babanızı ya da bakımınızı üstlenen ebeveynlerinizi, ilişkilerinizi, onların birbiriyle ilişkilerini düşünün. Bir danışanımla terapiye başladığımda; öncelikle çocukluk ve gençlik öykülerini alırım. Bugünkü duyguları, bakış açıları, yorumları, dolayısıyla davranışlarının temeli o günlerde atıldı çünkü. Bu soruyu ilk sorduğumda “İyiydi ilişkilerimiz, annem babamla sorunum yok” deseler de; ayrıntılara girdiğimizde her şeyin temelinin o günlerdeki travmalarına dayandığını fark ederler. Yaşamları boyunca kendilerini onaylamayan ebeveynlerinden onay beklediklerini, hep bu eksikliği tamamlamaya çalıştıklarını fark ederler. Siz de bir düşünün…

Anne-babaların çocuğun davranışlarına olan tepki biçimleri, sözleri, dokunuşu, beden dili, ses tonu, mesafesi, gözlerindeki ima; yetişkinlik döneminde kişinin büyük özgüven eksikliğine sahip olmasına yol açıyor. Anne-baba, çocuk için fevkalade önemli birer aynadır. Bir düşünün…

Peki ne yapmalı? Olumsuza odaklı, eleştirel ya da başımıza bir hal gelecek diye sürekli korumacı ve müdahaleci davranmış ebeveyniniz sizin bundan nasıl etkilediğinizden haberdar mıydı? Kendisi de yaşamını onay alma çabasıyla geçirmemiş mi zaten? Ne biliyorsa onu uygulamamış mı? Daha iyisini, doğrusunu bilse bunu yapmaz mıydı? İşte döngünün kırıldığı nokta budur! Ebeveyn olarak biz neyi doğru biliyorsak, onu yaptığımız gibi ve çocuklarımıza “senin iyiliğin için” diyorsak; bizim ebeveynimiz de aynısını yaptı. Her şey bizim iyiliğimiz içindi. Onlara kızgınlık, kırgınlık yaşamanın gereği var mı şu aşamada? Bırakın gitsinler! Sizin artık kendinizi onaylama zamanınız gelmiştir. Sen kendi varlığını, değerini, önemini, biricikliğini fark et. Başka da kimseden bunu bekleme!! Bunu yaptığınız an, özgürsünüz ve kendi hayatınızı yaşamaya başlamışsınız demektir.

Şimdi Çocuğumu Onaylama Vakti…

Durum böyleyken, artık çocuklarınızın onaylanmasının ne kadar önemli olduğunu kavramış olmalısınız. Onlar da bu çetin “kendine kavuşma savaşını” veriyorlar şuan.. Sen duy! Sen onayla çocuğunu! Onun farklı bir birey olduğunu kabul et! Kendi yapamadıklarını ona empoze etmeye çalışma! Tutturmuşuz dersler, başarı başarı. Önce sen başar! Çocuğuna “Ne yaparsan yap seni seviyorum. Benim tepkim olumsuz davranışlarına” mesajını ilet. Bunu unuttuğumuz için çocuklarımız, bizim onları istediğimiz gibi olmazlarsa, sevmediğimizi düşünüyorlar. Kendisiyle barışık, kendi değerinin farkında, hem olumlu hem olumsuz özellikleriyle kendini olduğu gibi kabul edebilen, değişimin ancak bu şekilde mümkün olabildiğini görebilen çocuklar yetiştir…

“Bir öğretmen, bir çocuğun elinden tuttu, onunla ilgilendi ve çocuk tamamen değişti.” hikâyesini bilirsiniz. Tıpkı “Her Çocuk Özeldir” filminde olduğu gibi. Tavsiye ederim izlemenizi. Bir çocuk vardır; yaramaz, sorumsuz, ders çalışmaz, özel öğrenme güçlüğü olan bir çocuk. Ailesi onu duymaz, anlamaz, onaylamaz ve çocuk hep örselenir. Bir öğretmen gelir ve çocuğu duyar, önemser, değer verir, onu önce onaylar, olduğu gibi kabul eder. Çocuğu değiştirmeye çalışmaz. Eleştirmez, suçlamaz. Yeteneklerini fark eder ve onları destekler. Ve nasıl oluyorsa çocuk değişir. Rahatlar, iç huzura kavuşur ve yaşamı anlam kazanır. Bu sadece filmlerde bir kurgudan ibaret midir? Bunun gerçek yaşamda yapılabildiğini görmüş ya da duymuş olmalısınız. Sihirli cümle nedir? “Öğretmen çocuğu onayladı!!”

“İyi de hocam, benim çocuğumun yaptığı iyi bir şey yok ki! Herkesin tepkisini çekmeyi başarıyor. Okulda, serviste, akrabaların evinde… Artık insan içine çıkmak istemiyorum. Benden nefret ediyor biliyorum. Beni mutsuz etmek için elinden geleni yapıyor. Bıktım artık. Kendi çocuğumdan bıktım…” Bu cümleler, daha dün bir ebeveynin ağzından gözyaşlarıyla döküldü.. Üzülmemek elde değil. Bir anne olarak, başka bir annenin bu kadar acı çekmesine mi üzülmeli, yoksa çocuğuna bu kadar yabancılaşmasına mı, yoksa çocuğunun ihtiyaçlarının farkında olmamasına mı? Bilemedim… “Çocuğunuzun güzel özelliklerini sayabilir misiniz?” dediğimde; durdu, gülmeye başladı. Bilmem dedi… Burası sözün bittiği yer sanırım…

Kendisine ödev verdim. “Çocuğunuzun yaptığı olumsuz davranışları görmeyin. Eleştirmeyin, suçlamayın, hakaret etmeyin, dövmeyin. Her gün çocuğunuzda övebileceğiniz üç tane davranış gözlemleyin. Gördüğünüz an, memnuniyetinizi, onayınızı iletin… 2 hafta sonra tekrar gelin.” Bu şekilde, hayatını kendine ve çocuğuna işkence haline çeviren ne kadar çok ebeveyne yardımcı olduğumu hatırlamıyorum. Çok basit aslında değil mi? “Olumsuzu değil olumluya odaklan ve geri bildirim ver” Şifre bu!!

Onaylamak derken; yaramazlığı, kötü davranışları, kötü sözleri onaylamaktan bahsetmediğimi anlamış olmalısınız. Herkesin güzel yaptığı şeyler vardır. Bunları görmeyip, zaten yapması gereken bu derseniz ve sadece hatalar üzerinde durursanız, çocuğunuz güzel yaptığı şeylerden de vazgeçer. Stresli olur, atarlanır, saldırganlaşır, kaygı ve korkuları olur, depresyona girer, yaşamının anlamını yitirir, yalnızlaşır. Neredeyse bir hiçliğe düşerler; bu hiçlik çoğu kez depresyonun çekirdeğini oluşturur. Kara deliğe benzer bu hiçlik hissi sonucunda; ölçüsüz alışveriş, rastgele seks, alkol, madde kullanımı, oburluk, aileye yüz çevirme, yine ölçüsüz bir dış görünüş tutkusu, bu kara deliğin acısına tahammül etmek için farkına varmadan seçilen başa çıkma, avunma yöntemleridir. Hangisinin seçildiği ise yakın çevre, popüler kültürün sunduğu modeller, medya figürleri, akran gruplarının normları gibi unsurlara bağlıdır.

Hiçbir Şey İçin Geç Değil!

Anne babalarımız gibi, idealimizdeki çocuğu yetiştirmeye değil, dünyaya getirdiğimiz bu savunmasız varlığı, olduğu gibi kabul edip güzelliklerine güzellik katmayı hedefleyelim. Açmamış tomurcukların laleler, karanfiller, güller, papatyalar, menekşeler olmasına yardım edelim, destekleyelim. İlla gül olacak diye ısrar etmeyelim.. ÇOCUKLARIMIZI KOŞULSUZ SEVELİM!

Tüm çocuklarımızın kendi içindeki cevherle, güzellikle yaşayabilmesi dileğiyle… Sevgiler…

Güzide TÜRKYILMAZ

 


bebekler-oyun-oynuyor1-1200x550.jpg
30/Eyl/2019

İletişim iki kişi arasındaki mesaj alışverişidir. Alışveriş, bildiğiniz gibi iki yönlüdür ve her konuşma iletişim değildir. Örneğin; anne-babalar çocuklarına emirler verip onların bu emirler karşısındaki tepki ve davranışlarıyla ilgilenmezlerse burada bir iletişim yoktur.

Gerçek bir iletişim içinde, konuşulanları anlama ve düşünülenleri söyleme vardır.

Çocuklarla iyi bir iletişim kurabilmek, anne-babalar için önemli bir beceridir. Çocukları ile etkili bir iletişim ve pozitif bir ilişki kurabilen anne-babalar, anne-baba olmaktan daha fazla keyif alabilirler. Çocuklarını daha çok tanıma ve her yönden doğru ve uygun bir şekilde yönlendirme imkânı elde ederler. Problemleri çok daha çabuk ve en önemlisi etkili bir şekilde çözerler. Anne-babaları ile iyi ilişki içinde olan çocukların, kendilerine güven duyguları gelişir; kişiler arası ilişkilerde karşılıklı saygı duymayı öğrenirler.

Çocuklarla iyi iletişim kurmak, her zaman kolayca ulaşılabilen bir hedef değildir. Ancak doğru iletişim yollarını kullanırsak, emin olun ulaşılamayan çocuk yoktur. Öte yandan iletişimin etkili olabilmesi ortama da bağlıdır. İyi bir iletişim için anne ve babalar sakin ve huzurlu bir ortam hazırlamalıdırlar.

Etkili iletişim için yapılması gerekenler:

  • Çocuğunuzu göz teması kurarak dinleyin.
  • Çocuğunuzu dikkatli ve nazik bir şekilde dinleyin.
  • Çocuğunuz konuşurken sözünü kesmeyin.
  • Çocuğunuz konuşurken vereceğiniz cevabı hazırlamakla meşgul olmayın.
  • Çocuğunuz konuşmasını bitirip sizden cevap isteyene kadar, düşüncenizi söylemeyi erteleyin.
  • Çocuğunuzun, ihtiyacı olduğunda onun yanında olacağınızı bilmesine izin verin.
  • Çocuğunuz sizinle konuşmak istediğinde, işinizi bırakın, televizyonu kapatın ve dinlemeye hazır olun.
  • Çocuğunuz size önemli bir şey anlatmaya çalışırken telefon konuşması yapmaktan kaçının.
  • Başkalarının yanında çocuğunuzu eleştirmeniz ya da uyarmanız, çocuğunuzun size gücenmesine ve kızgınlık duygularına neden olabilir ve size olan güven duygusunu zedeleyebilir. Çocuğunuzla konuşurken, gerekmiyorsa başkalarını konuşmanıza katmayın ve mümkün olduğunca çocuğunuzla yalnızken konuşun.
  • Çocuğunuzla konuşurken fiziksel olarak onunla aynı seviyede olmaya dikkat edin, tepesinden bakmak yerine eğilin ve göz hizasında iken onunla konuşun.
  • Eğer, çocuğunuza kızgınsanız, onunla konuşmak için sakinleşmeyi bekleyin. Aksi halde objektif olamayabilirsiniz.
  • Çok yorgun olduğunuz zamanlarda çocuğunuzu aktif bir şekilde dinlemeniz zorlaşacaktır. Bu nedenle çocuğunuzla konuşmak için yorgun olmadığınız zamanları seçmeye özen gösterin.
  • “Neden öyle olduğunu ya da neden öyle davrandığını” sormak yerine “Ne olduğunu” sorun. “Yavrum ne oldu da, kardeşine vurdun?”
  • “Ben sözümü bitirdikten sonra konuşacaksın, senin için en iyisinin ne olduğunu biliyorum, sadece söylediğimi yap” gibi cümleleri azaltmaya çalışın, bu tür konuşma biçimi açık iletişimi engeller. Yani çocuğunuz size yaşadıklarını, düşüncelerini, sorunlarını anlatmaktan vazgeçebilir. Sizin dışınızdaki kişilerle paylaşmak ister ve bu kişilerin her zaman iyi ve güvenilir kişiler olacağını kimse bilemez.
  • Hakaret içiren, dalga geçer gibi ya da aşağılayıcı sözcükler kullanmayın.
  • Konunun çözümü için, çocuğunuzun adım adım bazı tedbirler planlamasına yardım ve öncülük edin.
  • Yaptıklarıyla ya da yapmadıklarıyla onu yargılamayın. Hatalarının üzerine, uygun bir dille konuşun. Durumun tekrarlanmasını istemediğinizi ve bunun nedenlerini onun anlayabileceği şekilde anlatın.
  • Çocuğunuza, onu olduğu gibi kabul ettiğinizi gösterin.
  • Çocuğunuzun sizinle iletişim kurma çabasını destekleyerek açık iletişimin sürdürülmesine yardımcı olun.

 

Farkında iseniz; yukarıda sıralanan maddeleri tüm yakınlarımızla iletişimimizde göz önünde bulundurmamız gerekir. Eğer bunu yaparsak, sorunlarımızı çok daha etkili bir şekilde çözeriz. Bu maddeleri ailece bir toplantı yaparak değerlendirebilirsiniz. Tüm aile fertlerinin bu iletişim kurallarına uyması konusunda kararlar alabilirsiniz. Kararlı ve tutarlı olursanız kazanırsınız…

 

Kolaylıklar dilerim…


0-6-yas-oyun-ve-oyuncak-secimi-15021118307021-1200x800.jpg
30/Eyl/2019

Zihinsel gelişim; beyindeki düşünce ve düzenleme sistemlerinin gelişimi olarak tanımlanıyor. Bu sistemleri şöyle sıralamak mümkün: Dil gelişimi, hafıza, muhakeme, problem çözme, düşünme, hayal kurma ve yaratıcılık. Çocuğunuzun sağlıklı bir zihinsel gelişime sahip olmasını istiyorsanız bu sistemlerin hepsinin gelişimini desteklemelisiniz. Çünkü bu sistemlerde olabilecek her hangi bir problem, diğer sistemlerin de etkilenmesine neden olabiliyor. Bizler zihinsel gelişimini destekleyerek; problemlerini akılcı bir şekilde çözmesini, zihinsel ilişkiler kurabilmesini, kendini doğru bir şekilde ifade edebilmesini, hayatını daha az stresle ve sağlıklı bir şekilde yaşayabilmesini sağlamış oluruz. Hepsi birbirine bağlı bir şekilde gelişiyor.

Ancak bizler bu gelişim sürecini göz ardı ederek, çok büyük bir yanlışı hayatımızın merkezine oturtmuş durumdayız: Televizyon! Ne zararı var ki diyebilirsiniz. Televizyon; çocukların zihin gelişimini, dil gelişimini, psikolojik ve sosyal gelişimini okul öncesi dönemde çok olumsuz etkiliyor. Bazı yanlış alışkanlık kalıplarını televizyondan öğreniyor. 0-6 yaş dönemi, çocukların ilgi ve yeteneklerinin, hayata bakış açısının, yaşamının her alanıyla ilgili görüşlerinin temelinin atıldığı bir dönem. Bu dönemde çocuklar model alarak ve taklit ederek öğrenir. Dolayısıyla çocuklarımız, televizyonda gördükleri her şeyin doğru olup olmadığını muhakeme edemeden öğrenirler ve siz etkisiz kalırsınız. Bu nedenle, çocuklarınızı televizyon izleme hastalığından lütfen koruyun. Bunu, çocuğunuzla iyi vakit geçirerek, televizyonla değil onunla eğlendiğinizi, mutlu olduğunuzu göstererek başarabilirsiniz. Çocuğunuzu dinler gibi görünüp televizyondaki programı takip ediyorsanız, çocuğun çıkardığı sonuç: “Demek ki televizyon benden daha önemli.”dir.

Bu olmazsa olmazımız, yaşam tarzımız haline gelmiş durumda. Eve girdiğimiz zaman ilk işimiz televizyon açmak oluyor. Hiç birimiz, çocuğumuzun televizyon başında ağzını açmış, tüm alıcılarını dünyaya kapatmış bir şekilde çakılıp kalmasını istemeyiz aslında. Ancak çoğu zaman kendi işimizi yapma, dinlenme, kendimize vakit ayırma derdiyle “hadi gel sana çizgi film açayım” diyebiliyoruz. Ne yalan söyleyeyim bu cümleyi asla kuracağım aklıma gelmezken, bir nefes almak uğruna arada kurabiliyorum. Ancak kendimi şöyle teselli ediyorum: Önemli olan, sınırlama yapıp, kumandanın kontrolünü asla çocuğa bırakmamak ve ben böyle yapmaya çalışıyorum. Sizler de ara sıra televizyonu kapatıp, çocuğunuza gerçekten orada olduğunuzu hissettirebilirsiniz.

“Zamanım yok”, “Çok yoruluyorum akşama kadar. Eve gidince bir de onun bin tane sorusuyla uğraşamıyorum”, “Kendime de vakit ayırmaya ihtiyacım var” gibi cümlelere hayatınızda en azından çocuğunuz için yer vermeyin. Zaten öyle saatler geçirmenizden bahsetmiyorum. En az 15-20 dakika tüm sorunlarınızı bir kenara bırakıp, sadece çocuğunuza odaklanın. Çocuğunuzla zaman geçirmek; hem sizi eğlendirir, hem zihninizdeki sorunları dağıtmanıza, hem de çocuğunuzla ilişkilerinizi güçlü ve sıcak tutmanıza yardımcı olur.

Anaokuluna giden bir çocuğun en belirgin özellikleri; soru sorması ve oyun oynamasıdır. Bu iki temel özellik, çocuğun zihinsel gelişiminde büyük öneme sahiptir. Bu nedenle anne-baba olarak çocuğunuza bu iki temel özelliği destekleyici ortamlar hazırlamaya çalışmalısınız. Ve aşağıda sıraladığım etkinlikler de çocuğumuzun zihinsel gelişimi için oldukça işe yarıyor.

 

Neler Yapabilirim?

  • Her sabah onunla yeni gün hakkında konuşun, o gün için neler planladığını sizinle konuşmasına izin verin.
  • Her akşam, eve dönünce o gün kendi yaptıklarınızı anlatın kısaca. Ve ona sorun; “Günün nasıldı, neler yaptın bakalım bugün?”.
  • Çocuğunuzla konuşurken, konuşmalarınızda çeşitli kavramların geçmesine özen gösterin. (aşağı-yukarı, dolu-boş, iç-dış gibi)
  • Hayallerini kullanabileceği etkinlikler oluşturun.
  • Çocuğunuzun dikkatini etrafınızda olan bitene çekin. Su kaynayınca buharlaşır vb.
  • Kolay bir tekerlemeyi veya şiiri günlük olarak çocuğunuzla beraber tekrarlayın. Onun öğrenmesi sağlayın.
  • Çocuğunuza her gün kitap okuyun ve sonrasında okuduklarınız hakkında tartışın.
  • Resimli kitaplarda ne gördüğünü anlatmasını isteyin.
  • Çocuğunuza çeşitli konular hakkında fikrini sorun. Sana bugün ne pişirmemi istersin?
  • Onunla beraber sayı sayın. Her fırsatta sayılarla ilgili sorular sorun. Elinde kaç tane kalem var? Ancak çocuğunuz henüz sayılardan uzak durmak istiyorsa, ısrarcı olmayın, biraz ara verin.
  • Beraber resim yapın ve yaptıklarınız hakkında konuşarak fikirlerinizi paylaşın.
  • Beraber müzik dinleyin ve ona müzik dinlerken neler hissettiğini sorun.
  • Günlük işleri beraber yapın. Böylece çocuğunuza hem sorumluluk almayı hem de yardımlaşmayı öğretmiş olursunuz.
  • Kolay bulmacalar veya zeka oyunları alın ve ona bu oyunlarla nasıl oynaması gerektiğini gösterin.
  • Ona karışık halde bulunan nesneleri verin ve ayırmasını isteğin.
  • Beraber yemek pişirebilirsiniz. Hangi yemeği yapacağınız hakkında konuşun, sonra onunla birlikte alışveriş yapın.
  • Lego veya bloklarla oynamasına yardımcı olun, çünkü bu oyuncaklar çocukların yer-yön kavramını öğrenmelerine destek olur.
  • Karşılaştırma yeteneğini geliştirmesi için, çeşitli oyunlar alın. (çeşitli kart oyunları, tombala gibi…)

Sıralanan bu noktaların hepsi, çocuğunuzun zihinsel gelişimini olumlu yönde etkileyecek aktivitelerdir. Ancak bu aktiviteleri yaparken dikkat edilmesi gereken en önemli nokta, ona yapıcı eleştirilerde bulunmak, onu yaptıklarından ötürü ve -en önemli ayrıntı- yapmaya yönelik çabalarından dolayı takdir etmek. Çocuğunuzla beraberken ona “aferin”, “çok iyi düşündün”, “harika bir fikir”, “elinden geleni yaptığın için seni kutlarım” gibi çeşitli olumlu pekiştireçler vermelisiniz. Emin olun ki, gerçekten yanında olduğunuz, gerçekten dinlediğiniz, gerçekten ne hissedip ne düşündüğünü önemsediğiniz zamanları çoğalttıkça, çocuğunuzun istediğiniz noktaya yavaş yavaş geldiğini göreceksiniz. Lütfen geçiştirmeyelim…

Kolaylıklar Diliyorum…


cocugunuz-internet-bagimlisi-mi-f0515b1.jpg
30/Eyl/2019

Çocuk, terbiyesini internetten değil anne babasından almalıdır..

Günümüzde internet kullanımı, neredeyse kaçınılmaz bir gerekliliktir. Ancak her şeyde olduğu gibi, bu konuda da dikkatli olunmaz ve aşırılığa kaçılırsa sorunlar ortaya çıkmaktadır. Ülkemizde sosyal yaşamı etkilemeye başlayan internetin, başta çocuklar ve gençler olmak üzere nüfusun büyük çoğunluğunu etkisi altına aldığı görülmektedir.

Bir yandan internet ve bilgisayar oyunları çocuk ve gençlerin bilgiye ulaşmalarını, araştırma yapmalarını, problem çözme, yaratıcılık, kritik düşünme gibi kişisel gelişimlerini destekleyen teknolojik bir muci­ze olarak değerlendirilirken; diğer yandan aşırı, kont­rolsüz, amacı dışında ve bilinçsiz kullanım yönü ile de kaygılara ve korkulara neden olarak, kişisel becerile­rin gelişmesini negatif etkilediği düşünülmektedir

Holman ve ark. (20) tarafından yapılan çalışmada, yaygın internet kullanan ve bilgisayar oyunları ile zamanını geçiren çocukların, sosyal gelişimlerinin önemli ölçüde gerilediği, bu çocukların özgüvenleri­nin düşük, sosyal kaygı düzeylerinin ve saldırganlık davranışlarının yüksek olduğu bulunmuştur.

Anne babalar bilgisayar oyunlarını; çocuğun evde yaramazlık yapmaması, kendilerini rahatsız etme­mesi ve onları oyalaması için gerekli bir araç olarak görerek çok büyük bir yanlış yapmaktadırlar.

İnternetin çocuklarda yaratabileceği fiziksel ve sosyal etkiler nelerdir?

Yoğun internet/bilgisayar kullanımı, göz bozukluğu, postur/duruş bozuklukları gibi fiziksel etkilere sebep olabilir.

Yoğun ve kontrolsüz internet kullanımı sosyal anlamda ise;

-Hazır olmadan ulaştığı bilgi, görüntü ve videolardan dolayı , bunların yorumlanmasında zorluk çekerek travma yaşamasına,

-Gelişim olarak erken dönemde bazı sakıncalı deneyimler yaşamasına,

-Dış/gerçek dünyadan uzaklaşmasına,

-Daha bireysel ve ben merkezci olmasına,

-Arkadaşlık ve diğer sosyal becerilerin olumsuz etkilenmesine,

-Giderek farkında olmadan yalnızlaşmasına ve bundan rahatsız olmamasına,

-Ailevi ilişkilerin zayıflamasına,

-Problem çözme becerilerinin gelişmemesine neden olabilir.

Çocuklarımızın daha bilinçli ve güvenli Internet kullanıcıları olmalarına yardımcı olacak bazı öneriler aşağıda sıralanmaktadır:

1- Her şeyden önce çocuğunuzla iyi bir iletişim içinde olunuz. Çocuğunuzun arkadaşları, zevkleri, korkuları, sevdikleri ve sevmedikleri konular hakkında bilgi sahibi olunuz. Çocuğunuza, her konuyu sizinle paylaşabileceği güvenini veriniz. Sizin yetersiz kaldığınız konularda bir uzmandan yardım alınız.

 

2- Çocuğunuzun internete girdiği bilgisayarın çocuğun odasında olmamasına, evinizin ortak kullanım alanı içinde olmasına dikkat ediniz.

3- Çocuğunuzun internette kalma süresine ve bilgisayar kullanma süresine mutlaka sınırlama getiriniz. Çocuğunuzun yaşına uygun olacak kullanma süresini belirleyiniz. Unutmayınız ki, uzun süre bilgisayar veya internet kullanımı çocuğunuzun sosyalleşmesine olumsuz etki yapabileceği gibi hareketsiz kalmasına, bazı fiziksel rahatsızlıklara neden olabilecektir. Çocuğunuzun oyuna, kitap okumaya, spor yapmaya ve sanata vakit ayırmasını sağlayınız.

4- Her konuda olduğu gibi, bu konuda da ebeveyn olarak çocuklarınıza iyi birer örnek olunuz. Bilinçli ve güvenli internet kullanım kurallarını öğreniniz ve uygulayınız.

 

5- Çocuğunuzla bilinçli ve güvenli internet kullanımı kuralları konusunda konuşunuz. Bu kuralların neler olduğunu anlaşılır bir şekilde açıklayınız ve kuralları kesin olarak koyunuz. Koyduğunuz kurallar ve konuşmalarınızda pozitif tutum sergileyiniz. Olumsuz söylemlerin çocuğunuzla kuracağınız iletişimde çatışmayı artırıcı unsur olabileceğini aklınızdan çıkarmayınız.

6- Çocuğunuzla ve öğretmenleriyle birlikte çocuğunuzun yaşına uygun ve güvenli olan internet sitelerinin adreslerini belirleyiniz. Belirlediğiniz sitelerin adreslerini bilgisayarınızın “sık kullanılanlar” bölümüne kaydediniz. Böylece bu sitelere giriş işlemi daha kolay olacaktır.

7- İnternette mümkünse çocuğunuzla birlikte gezininiz. Eğer çocuğunuz bu konuda isteksiz ise, sadece sizin ve öğretmenlerinin onayladığı siteleri ziyaret etmesi konusunda çocuğunuzu uyarınız ve takip ediniz.

 

8- Çocuğunuzun internet kullanımını sık sık denetleyiniz. Hangi sitelere girdiği, hangi sohbet ortamlarında bulunduğu konusunda fikir sahibi olunuz. Mümkünse sohbet ortamlarındaki arkadaşlarını tanımaya çalışınız.

 

9- Çocuğunuzun internet ortamında güvenliğini sağlamak ve zararlı içeriklerden korumak amacıyla gerekli güvenlik ve filtreleme programlarını edininiz.

 

10- Çocuğunuza internet ortamında tanımadığı kişilerle sohbet etmemesini, iletişim kurmamasını öğretiniz.

 

11- Çocuğunuzun, ziyaret ettiği sitenin “güvenlikle ilgili sorularını” dikkatlice okumasını, sitenin istenilen bilgileri ne amaçla istediğini öğrenmesini ve gerektiği takdirde velilerine danışarak istenilen bilgileri vermesi belirtiniz. Sizin onayınız olmaksızın kendi ve aile resimlerinizi, adresinizi, telefon numaranızı, okul adını vermemesini sağlayınız.

12- Çocuğunuza sizin izniniz olmaksızın, kendi adresini, okulunun adını, telefon numaranızı, ebeveyninin iş adresleri ve iş yeri telefon numaraları gibi kişisel bilgileri internet sohbet ortamında kimseye vermemesi gerektiğini öğretiniz.

 

13- Çocuğunuz, internet kullanıcı adını ve şifresini sizin dışında hiç kimseye vermemesi gerektiğini anlatınız.

 

14- İnternet ortamında, sohbetlerde çocuğunuzu rahatsız eden görüntü, ses ve yazılar yer aldığı takdirde hemen bulunduğu internet ortamından çıkmasını ve size haber vermesini isteyiniz.

15- Çocuğunuzun, bir sitede yer alan oyunlara, aktivitelere, yarışmalara katılmadan önce bunların yaşına uygun olup olmadığı konusunda mutlaka size ve öğretmenine danışması gerektiğini belirtiniz.

 

16- Çocuğunuza, internet ortamında yeni tanışılan kişilerin her zaman kendileri ile ilgili doğru bilgiler vermeyebileceği, kimlikleri ve yaşlarıyla ilgili yanıltıcı bilgiler verebileceği gerçeğini anlatınız. İnternet sohbet alanlarında ve haber gruplarında ilk defa karşılaşılan yeni mesaj ve kişileri mutlaka velilerine göstermelerini isteyiniz.

 

17- Çocuğunuza, size sormadan internet ortamında alış veriş yapmaması gerektiğini; istenilen kredi kartı numaraları bilgilerini vermemesini öğretiniz.

 

18- Çocuğunuzun, internet sohbetlerinde onlardan yapmamaları gereken, ya da onları rahatsız eden bir davranışta bulunmalarını isteyenler olduğu takdirde, sohbeti bırakarak hemen size haber vermesini ve olayı anlatmasını isteyiniz.

 

19- Çocuğunuzdan, internet sitelerinden bilgisayara yükleyecekleri veya indirecekleri programlar ve içerikler hakkında size haber vermesini, sizin izniniz olmaksızın bu işlemleri yapmamasını isteyiniz.

 

20- Çocuklara, internet ortamında başkalarını rahatsız edecek davranışlarda bulunmamalarını öğretiniz.

21- Şaka yapmak amacıyla dahi arkadaşlarıyla hatta hiç kimseyle korkutmak amacıyla tehdit edici bir üslupla iletişim kurmamalarını anlatınız. Günlük hayatta olduğu gibi, internette de kötü ve kaba kelimeler kullanmamalarını, kibar ve güzel bir dil kullanmalarını isteyiniz.

22- Çocuğunuzun, internet ortamında kaba dil kullanan, onları rahatsız ve tehdit eden kişileri size haber vermesini isteyiniz. Bu davranışlarda ısrarcı olanları emniyetin ilgili birimlerine ve servis sağlayıcınıza bildiriniz.

 

23- İnternet ve bilgisayar evinizde ya da çocuğunuzun okulunda yoksa ve çocuğunuz interneti başka bir yerde kullanmak zorunda ise bu yerin neresi olduğu hakkında bilgi sahibi olunuz. Sizin izniniz olmaksızın bu yerlere gitmemesi gerektiği konusunda çocuklarınızı uyarınız. Çocuklarınız için uygun olmayan (sigara içilen, filtreleme kullanmayan işletmelerde) ortamlarda bulunmamaları konusunda çocuklarınıza bilgi veriniz. Bunu yaptığınızda sözünüzün geçerli olabilmesi için, sizin çocuğunuzla güven temelli bir ilişkiniz olması gerektiğini unutmayınız.

 

24- Unutmayınız ki yanlarında velisi olmayan 12 yaşın altındaki çocukların internet kafelere alınmaması gerekir. Yaşları tutmadığı halde çocukları kabul eden işletmeler aslında kanuna aykırı işlem yapıyor demektir. Lütfen onlar dikkat etmese bile bu kurala sizler dikkat ediniz ve gerekli ise çocuğunuzla birlikte bu yerlerde bulununuz.

 

Tüm bunları yaparken; Çocuğunuzun size güvenmesini sağlayınız. Çocuğunuza kızmayınız, korkutmayınız. Çocuğunuza her konuda destek vereceğinizi hissettiriniz. Eğer siz çocuğunuzun eğitiminde, ilişkinizde boşluklar oluşmasına izin verdiyseniz, çocuğunuz, bu boşluğu sizin uygun bulmayacağınız şekilde doldurmaya çalışacaktır.

Lütfen çocuklarımıza sahip çıkalım…

Güzide TÜRKYILMAZ

Uzman Psikolojik Danışman/Pedagog


yeni-bebege-hazirlik-alisveris-listesi-10852788_5676_o1.jpg
30/Eyl/2019

Anne ile bebek arasındaki ilişki, anne adayının hamile olduğunu öğrendiği anda başlar.

                      Hamilelik Psikolojisi ve Bebeğe Hazırlık

Hamilelik, kadının hayatındaki en özel dönemlerden birisidir. Çok güzel duyguların, heyecanların hissedildiği, hayallerin kurulduğu, planların ve hazırlıkların yapıldığı bir dönem olmasının yanında; anne adayında hem fiziksel hem psikolojik değişikliklerin yaşandığı, huzursuzluk, sinirlilik, alınganlık, özellikle kaygıların yeşerdiği bir dönemdir. Şimdi bu dönemi birlikte anlamaya çalışalım.

Anne ile bebek arasındaki ilişki, anne adayının hamile olduğunu öğrendiği anda başlar. Bu nedenle anne adayının hamilelik sürecini nasıl geçirdiği, bebeğini dünyaya getirdiği andan itibaren onunla kuracağı ilişkiyi etkilemesi açısından önemlidir. Annelik duygusunun hissedilmeye başlandığı bu dönem; sosyal ve duygusal alanlarda çeşitli değişimlerin olduğu, aynı zamanda fiziksel görünüm, benlik algısı, sosyal roller gibi alanlarda meydana gelecek değişimler sebebiyle kaygı uyandıran bir dönem de olabiliyor.

Anne adayı hamile olduğunu öğrendiği andan itibaren hem sürecin heyecanıyla kendini mutlu hissederken, diğer taraftan da sürecin belirsizliğine dair kaygı duyabilir. “Hamilelik nasıl geçecek”, “Sağlıklı bir bebek dünyaya getirebilecek miyim?”, “Nasıl bir anne olacağım?”, “Çocuğumun bakımını tek başıma yapabilir miyim?” gibi sorular hamilelik dönemi boyunca anne adaylarının zihinlerini meşgul edebilir. “İyi anne olabilecek miyim?” sorusunun yarattığı kaygı, beraberinde hata yapmaya dair korku ve suçluluk duyguları doğurabilir.

Anne adayının bu duygusal karışıklık içerisindeyken; eşinden, anne-babasından, diğer akrabalarından ve arkadaşlarından gördüğü destek, onun baş etme becerilerini kuvvetlendirecek ve hamilelik dönemini daha mutlu ve huzurlu geçirmesini sağlayacaktır.

Hamilelikteki Değişimler

Hamilelik döneminde anne adayları fiziksel ve duygusal bir takım değişimler yaşayabilirler. Bedenlerinde ve ruhsal dünyalarında meydana gelecek bu değişimlerin neler olabileceğini önceden biliyor olmaları bunlarla baş etmelerinde kolaylık sağlayacaktır.

Hamilelik sürecini üç ayrı dönemde inceleyebiliriz.

Hamileliğin ilk döneminde mide bulantıları, yemek yiyememe, midede hazımsızlık, baş ağrıları, uyku sorunları, depresyon yaşanabilir. Aynı zamanda anne adayları, hamilelik döneminde bir takım ruhsal değişimler de yaşayabilirler. Nedensiz ağlamalar, gerginlik, yoğun kaygı ve kırılganlık bunlardan bazılarıdır.

İkinci dönemin en heyecanlı bekleyişi cinsiyetin öğrenilmesidir ve cinsiyet belli olduktan hemen sonra bebeğin ilk hediyesini, pembe ya da mavi patikleri, almak sembolik olur. Ayrıca bebeğe isim düşünmek için de en uygun zamanlar bu haftalardır.

İkinci dönem ayrıca bazı genetik testlerin yapıldığı bir dönemdir. Anne adayı bebeğinde bir sorun olup olmadığına dair kaygılar yaşar.

Üçüncü dönem olan son üç aylık dönemde; anne adayının karnı belirginleşmiştir, hareketi azalmıştır, kilo sorunları, doğum korkusu yaşayabilir. Vücut şeklinin değişmesiyle birlikte kişi önceden rahatlıkla yaptığı hareketlerde zorluklar yaşayabilir. Cilt yapısında değişimler meydana gelebilir. Solunum, sindirim ve dolaşım sistemlerinde farklılıklar oluşacaktır. Ayaklarda, bacaklarda ve kollarda şişmeler görülebilir. Tüm bunlar uyku ve beslenme gibi temel yaşamsal aktivitelerde düzensizlikler meydana getirebilir.

Anne adayı her aşamada eşten ve etrafındaki insanlardan desteğe ihtiyaç duyar.

Hamilelik sürecinde; çiftlerin bebekle ilgili beklentileri, bebek geldiğinde değişecek olan hayatlarıyla, edinecekleri yeni rol tanımlarıyla, işbölümü ve sorumluluklarla ilgili yapılması gereken gerçekçi konuşmalar genellikle atlanır. Eşlerin çocuklarını yetiştirme yöntemleri, vermek istedikleri değer yargıları nelerdir? Neden çocuk sahibi olmak istemişlerdir? İşte bu ve buna benzer soruların cevapları arasındaki farklılıklar, hamilelik sırasında ve bebek doğduktan sonra ilişkileri olumsuz yönde etkileyebilir.

“Hamilelik Psikolojisi ve Bebeğe Hazırlanma Danışmanlığı Hizmetleri”ni böyle bir zamanda size destek olabilmek için buradayız.

Hamilelik Dönemi için Öneriler

Hamilelik haberi alındığı tarihten başlayarak günlük tutmak hem bebek hem de anne için değerli bir anı olacaktır. Hatta bu günlüğe baba adayının da bir şeyler yazmasını istemek iyi bir fikirdir. Yazmadığınızda, sonradan pişmanlık duyabiliyorsunuzJ

Eşinizden, ailenizden ve sosyal çevrenizden destek isteyin. Bu dönemde anne adaylarının duygusal iniş çıkışlar yaşaması ve kendilerini zaman zaman yorgun, çaresiz ve endişeli hissetmeleri doğaldır. Böyle anlarda yakın çevrenizden destek görmeniz, sizin bu duygusal tepkilerle baş etmenizi kolaylaştıracaktır.

Duygularınızı gizlemeyin. Bu süreçte mutluluk kadar bazen kaygı, mutsuzluk ve öfke duygularını da yaşayabileceğinizi unutmayın ve duygularınızı gizlemeyin.

Beslenmenize elinizden geldiğince dikkat edin. Şunu unutmayın ki, özellikle hamileliğin ilk 3 ayında mide bulantılarınız nedeniyle yeterli beslenemeyebilirsiniz. Suçluluk hissetmeyin. Bebeğiniz sizden ihtiyacı olanı alıyor zaten.

Anne karnındaki bebeğe mümkünse yavaş veya klasik müzik dinletmek, ona kitap okumak, onunla konuşmak anne adayına da iyi gelecektir. Bebeğin bunlara tepki verdiği bile görülebilir!

“İlk tekme”, hamilelik döneminin neredeyse en heyecanlı anıdır. Duygularınızı günlüğünüze yazmayı unutmayınJ

“Mükemmel anne” olmayı hedeflemeyin. “Elinden geleni yapan anne” olmanız yeterli.

Vücudunuzun ihtiyaçlarına kulak verin ve bol bol dinlenin, gevşeme ve rahatlama egzersizleri yapın. Düzenli uyku, beslenme ve ne kadar yoğun çalışırsanız çalışın, her fırsatta istirahat etmek, kaliteli bir gebelik dönemi geçirmek için çok önemli.

Düzenli yaşayın. Fazla hareketli veya tam tersi fazla hareketsiz yaşamak sizin için iyi değildir. Yürüyüşler yapmanızı ve hamilelik platesini öneririm.

Rahat, geniş, terletmeyen pamuklu veya penye giysiler tercih edilmeli. Dar, sentetik çamaşırlar, mantar enfeksiyonu riskini artırdığı ve dolaşımı zorlaştırdığı için giyilmemeli. Yüksek topuklu ayakkabılar yerine düztabanlı ayakkabılar kullanılmalı.

Sigara kullanmayın ve içki içmeyin. Ayrıca, sigara içilen ortamlardan da uzak durun. Bu hem sizin hem de karnınızdaki bebeğin sağlığı için gereklidir.

Hamilelik döneminde doktor ve hasta ilişkileri önemlidir. Doktorunuz sizin bu dönemde en yakınınızdaki kişi olacaktır. Sizin en çok ihtiyaç duyacağınız kişilerden biri olacaktır. İyi ve güven duyabileceğiniz bir doktor bulmanızda fayda vardır. Güvenebileceğiniz bir doktor içinizi rahat ettirebilecek.

Doktorunuzun bilgisi olmadan ve kontrolsüz ilaç kullanımından sakının. Çünkü sizi en iyi hekiminiz tanıyacaktır. Ayrıca, birçok ilaç grubunun hamilelikte kullanımı ciddi derecede sakıncalıdır. Bu nedenle doktorunuzun önermediği ilaçları kullanmayın ve doktorunuzun bilgisi olmadan ilaç kullanmayın.

Doğuma 2 ay kala hastane çantasında olması gerekenleri öğrenip satın alma vakti gelmiştir.

Doğum yaklaşırken bir diğer ve hatta en önemli nokta ise rahat olmak, aklınıza gelen olumsuz düşünceleri fark edip nazikçe durdurmak, güzel bir doğumun hayaline odaklanmak ve tebriklerin kabul edileceği en güzel gün için sakince geriye saymak olmalıdır!

 

Baba Adayına Not

Sevgili baba adayı, artık çift olarak hayatınızda farklı bir döneme girdiniz. Dünyaya gelecek bebeğiniz için hazırlık yapmaya başladığınız keyifli ve yeni bir döneme hazırlanmaktasınız. Eşinizin bazı tepkileri ve davranışları size ilginç gelebilir ve “eşim çok değişti” diye düşünebilirsiniz. Siz de zorlanabilir, bazen öfke hissedebilir, tahammülünüzün düştüğünü düşünebilirsiniz. Merak etmeyin hamilelik döneminde bunlar normal ve geçici bir dönem. Derin bir nefes alın ve gülümseyinJ

Eşinizin arkadaşlarıyla görüşmesine, yürüyüş yapmasına, sağlıklı beslenmesine, duygusal iniş çıkışlarında yanında olarak, sarılarak, sevgiyle yaklaşarak eşinize destek olmalısınız. Bu dönemde siz ve varlığınız, eşiniz için en büyük destek kaynağısınız.

 

Hamilelik psikolojisi, hamilelik depresyonu, hamile psikolojisi, hamilelik süreci

 

Güzide TÜRKYILMAZ

Uzm. Psikolojik Danışman / Psikoterapist


Online-WISC-R-Zeka-Testi-Sertifika-Programi-736x414.jpg
30/Eyl/2019

WISC – R zeka testi 6-16 yaş grubuna yönelik uygulanan bir zeka testidir. Bu test bireysel olarak uygulanan bir testtir.

WISC – R ZEKÂ TESTİ

WISC – R zeka testi 6-16 yaş grubuna yönelik uygulanan bir zeka testidir. Bu test bireysel olarak uygulanan bir testtir. Uygulaması 1 – 1,5 saat sürmektedir. Her alt testin soruları test yönergesine uygun bir şekilde çocuğa yöneltilir ve çocuktan sorulan soruları yanıtlaması istenir.

WISC – R zeka testi 1939 da yetişkinler için hazırlanmıştır (Wechsler-Bellevue) olarak adlandırılan bu ölçek 1955 yılında yenilenmiş ve adı WAIS (Wechsler Yetişkinler Zeka Ölçeği) olarak değiştirilmiştir.

1949 yılında David Wecsler tarafından geliştirilmiş, 6-16 yaşlarındaki çocuklar için WISC’i ( Wechsler Çocuklar için Zeka Ölçeği) hazırlanmıştır. Bu ölçek 1974 yılında gözden geçirilmiş ve standardizasyonu yapılmış böylece WISC- R (Revize Edilmiş Versiyonu) ortaya çıkmıştır. Wechsler daha sonra 4-6 ve 2 yaşlarındaki okul öncesi çocuklar için WPPSI’i (Wechsler Okul Öncesi Çocuklar İçin Zeka Ölçeği ) hazırlamıştır. Wechsler’in getirdiği yeni sistemin en önemli yararı, çocuğun yerini kendi yaşıtları içerisinde görebilmek ve zaman içerisinde bazı karşılaştırmalara gidebilmektir.

Wisc-r Zeka Testinin Üstün Yönleri Nelerdir?

Wisc-r zeka testi ülkemizde kullanılan yetenek ve zeka testleri arasında geçerlik ve güvenirliği en yüksek olanıdır. Alt testlerinde değişik yetenek alanlarından örnekler bulunması, yorum ve puanlama kriterlerinin netliği, sonuçlarının açık, anlaşılır ve tatmin edici olması bu zeka testinin daha fazla tercih edilmesine neden olmaktadır.

Wisc-r zekayı çeşitli boyutlardan oluşan bir genel yetenek olarak kabul etmektedir. Wisc-r zeka testinde her alt test farklı bir yeteneği ölçebilmek amacıyla geliştirilmiştir. Bütün alt testlerde kendini gösteren bir genel zekanın varlığı kabul edildiği için alt testler arasında anlamlı ilişkiler bulunması beklenmektedir. Alt testlerden alınan standart puanlar arasındaki belirgin sapmalar klinik veri niteliği taşır ve deneyimli bir wisc-r uygulayıcısı öğrenme güçlüğü, disleksi gibi olası problem alanlarını bu testin yorumlanması esnasında tespit edebilir.

Üstün yetenekli çocuklara yönelik akademik çalışmalar yürüten tüm kurumlar ve okullar Wisc-r zeka testi sonuçlarına göre değerlendirme yapmaktadırlar.

Wisc-r zeka testi ile çocuğunuzun zihinsel gelişimini bilimsel sonuçlarla takip edebilme imkanına sahip olarak gerekli eğitim desteğini erken yaşlarda verme fırsatı yakalayabilirsiniz.

Wisc-R Zeka Testini Kimler Uygulayabilir?

Zeka testleri sağlık ve özel eğitim alanlarında çok önemli ve vazgeçilmez katkılar sunan bir ölçüm aracıdır. Wisc-r testi ve diğer zeka testi uygulamalarında Ölçme Aracını Uygulayanlarda Aşağıdaki niteliklerin Bulunması Beklenir;

Psikolojik danışma ve rehberlik,

Eğitimde psikolojik hizmetler,

Dolayısıyla testi uygulayacak personel Psikoloji lisans mezunu olmalı aynı zamanda bu ölçme aracıyla ilgili resmi ve özel kuruluşlar ya da meslek örgütleri tarafından verilen eğitim yaşantısına katılarak uygulayıcı yeterlilik sertifikasına sahip olmalıdırlar.

Wisc-r Zeka Testini Tanıyalım

Wisc-r bireylerin zihinsel performanslarını belirlemek amacıyla uygulanan bireysel bir zeka testidir. Wisc-r testi, sözel ve performans olmak üzere iki bölümden, her bölümde bir yedek, 5 ana test olmak üzere altı alt testten oluşmaktadır. Herhangi bir alt testin bozulması durumunda bozulan alt testin bulunduğu bölüme ait yedek test uygulanır. Wisc-r testi sonucunda bireye ait sözel, performans ve genel olmak üzere üç zeka bölümü elde edilir. Wisc-r testinin bazı alt testleri süreye dayalı olarak uygulanır. Bu iki gruba ait testler birbiri ardına verilir. Yani çocuğunuz, sözel zeka bölümüne ait bir test uygulandıktan sonra, çocuğa bir performans zeka testi verilir.

Sözel Zeka Grubuna ait alt testler:

  • Genel Bilgi,
  • Benzerlikler,
  • Aritmetik,
  • Sözcük Dağarcığı,
  • Yargılama,
  • Ek test olarak Sayı Dizisidir.

Performans Zeka Grubuna ait alt testler ise:

  • Resim Tamamlama,
  • Resim Düzenleme,
  • Küplerle Desen,
  • Parça Birleştirme,
  • Şifre,
  • Ek test olarak Labirentler’dir.

Ek test olan Sayı Dizisi ve Labirentler çocuğa uygulanmak zorunda değildir. Ancak, sayı dizisi testi çocuğun kısa-süreli belleğini (short-term memory) ölçmede etkili bir test olduğundan uygulanması tavsiye edilir.

WISC-R Testi’nde Sözel ve Performans Bölümlerinin Farkı Nedir?

WISC-R Testi’nde sözel bölüm, çocuğunuzun kelime ve ifade bazlı becerilerini ölçer. Bu bölümde genel bilgi, yargılama, aritmetik gibi alt testler vardır. WISC-R Testi’nin performans bölümü ise çocuğunuzun zihinsel resimlendirme, şekillendirme ve hizalama becerilerini ölçer. WISC-R Testi’nin performans bölümü bu yüzden daha çok görsel ve elle manipule edilebilen alt testlere sahiptir. Bu alt testler: Resim Tamamlama, Resim Düzenleme, Küplerle Desen, Parça Birleştirme, Şifre ve ek test olarak Labirentler’dir.

 

Anne-Babalara Önemli Not:

Bu yazıyı okuyan anne-babalardan bir psikolog olarak ricam, anne-babalar çocuklarına WISC-R testi yaptıracaklarsa veya yaptırmışlarsa çocuklarına kesinlikle bir performans tedirginliği yansıtmamalılardır. Çocuklarıyla burada okudukları bilgileri paylaşmamalıdırlar. Bu bilgileri paylaşmak veya çocuğunuzu WISC-R testine ‘çalıştırmak’ sadece çocuğunuzun test sonuçlarının normali yansıtmamasına ve geleceğinin bundan oldukça etkilenmesine sebep olur. Çünkü küçücük bir yönlendirme bile bu testlerden şeffaf sonuç alınmasını engelleyebilir. Ayrıca anne-babaların çocuklarının zeka testi sonuçları ile ilgili aşırı endişelenmelerine ve bu stresi çocuklarına yansıtmalarına hiç gerek yoktur, çünkü çocuğunuzun bu alanlardaki ölçümleri sizin ve okulunun desteğiyle değiştirilebilecek ve oldukça ilerletilebilecek ölçümlerdir. Çocukların zekası oldukça esnektir, ve bir o kadar da etkileşime açıktır. Dolayısıyla WISC-R testinden aldığınız sonuçları çocuğunuzun geliştirilmesi veya dikkat edilmesi gereken yönleri olarak değerlendirmeniz hem çocuğunuzun geleceği, hem de sizin çocuğunuzla ilişkinizin korunması açısından son derece önemlidir.

 

Güzide TÜRKYILMAZ

Uzm. Psikolojik Danışman / Wisc-r Zeka Testi Uygulayıcısı


1148537_940x5311.jpg
30/Eyl/2019

Yıllarca evin tek çocuğu olan, her ihtiyacı olduğunda anne ve babasına sığınabilen ve ilgi gören çocuğun, yeni bir bebeğin gelişine alışması oldukça zordur.

Eyvah Kardeş!

Yıllarca evin tek çocuğu olan, her ihtiyacı olduğunda anne ve babasına sığınabilen ve ilgi gören çocuğun, yeni bir bebeğin gelişine alışması oldukça zordur. Bu travmatik değişimle karşı karşıya gelmek ne kadar zorsa bununla başa çıkmaya çalışmak ve tolere edebilmek bir o kadar daha zordur. Birden fazla çocuğu olan ebeveynlerin en çok sorun yaşadığı konudur “KARDEŞ REKABETİ”.

Ebeveynler her ne kadar çocuklarını evdeki bu büyük değişime hazırlamış olsalar da, kardeşe öfke duygusunun ortaya çıkması kaçınılmazdır. Özellikle ebeveyne ve bebeğe karşı saldırgan davranışlar halinde ortaya çıkabilir.

Büyük çocuk huzursuzdur çünkü annenin şefkatini, sıcaklığını, babanın ise ilgisini ve desteğini paylaşmak zorunda kalacağı bir kardeşi vardır artık.. Böyle bir durumda; çocuklar huzursuzluklarını genellikle agresif davranışlar, işbirliğine yanaşmama, aşırı talepkar davranışlar veya regresif (yaşından daha küçük çocuk/bebek gibi davranma) davranışlar sergileyerek gösterebilir. Huzursuzluk belirtilerinin ortaya çıkması, büyük çocuğun kendini güvensiz ve endişeli hissetmesinden dolayı ortaya çıkar; yani çocuğun sergilediği çoğu davranış, bir anlam ve neden içerebilir!! Bu yüzden onu azarlamak, cezalandırmak veya “SEN ARTIK BÜYÜDÜN, ABİ/ABLA OLDUN” gibi söylemlerde bulunmak hem içinde bulunduğunuz krizi daha çok büyütebilir hem de çocuğun duygusal ve ruhsal sağlığını daha çok yaralayabilir. Anne ve babayı paylaşmak zorunda kalmak çocuğun, verilen sevgi ve şefkati sorgulamasına neden olur ve yeni bebek yüzünden kendini tehdit altında hisseder.

NEYE İHTİYACI VAR?

1-Sevgi ve güven

2-Öfkesini boşaltmak

Her gün 30 dakika birebir vakit geçirip bütün ilginizi ve sıcaklığınızı çocuğunuza verebilirsiniz. Ancak bunu düzenli olarak yapmalısınız. Ortaya çıkan yaşamsal engellerle ilgili önceden bilgilendirerek oyun saatinizi birlikte belirleyebilirsiniz. Onu bir birey olarak koşulsuz şekilde kabul edip, saygı duymanız ve 30 dakika süresince o ne isterse müdahale etmeden, tavsiyede bulunmadan bu vakti değerlendirmek sevgi ve güveninize inanmasını sağlayacaktır. Ayrıca ağlama ve öfke nöbetlerine izin vererek kin ve öfke boşaltma ihtiyacı karşılanabilir. Küçük bir nedenden dolayı patlama yaşayabilir. Bu tür kriz anlarını koşulsuz sevginizle ve sıkıca sarılmanızla karşılamanız, “çok kızdın”, “şuan çok üzüldün” gibi yaşadığı duygularını ona yansıtmanız, yumuşak bir ses tonuyla “yanındayım merak etme”, “güvendesin” demeniz onu zaman içerisinde sakinleşecektir. Yani çok fazla kelimeye ihtiyacı yoktur çocukların!!

 

EVDE NELER YAPILABİLİR?

# Çocukların her biriyle ayrı ayrı oynanan yönlendirilmemiş (kendisinin istediği gibi, özgürce) oyun saatleri yapılmalıdır. Oyunu çocuğunuzun yönlendirmesine izin verirken bütün ilginizin çocuğunuzda olduğundan emin olun! Bu oyun saatlerinde çocuklar kendini özel hissedecekler ve sizler de onların duygusal dünyalarına adım atma şansına sahip olmuş olacaksınız.

# Gücün çocukta olduğu oyunlar üretebilirsiniz. İster ayrı ayrı ister ekip olabilecekleri oyunlar ile onların kendilerini güçlü hissetmelerine ve oyun içindeki duygusal değişimleriyle nasıl baş ettiklerini görmelerine imkân sağlamış olacaksınız. Ebeveyne karşı oynanan güç oyunları çocukların takım olmalarını sağlar. Böylelikle işbirliğini tatmış olmaları öfke ve rekabet duygusunu kısa zaman sonra ortadan kaldıracaktır. Burada sizin tutarlılığınız önemlidir.

# İşbirliği ile gerçekleştirilen eğlenceli aktiviteler yapabilirsiniz. Bloklardan kule yapmak veya ortak bir hikaye yaratmak gibi…

Siz tüm bunları yaparken, desteğe ihtiyaç duyduğunuzda danışmanlık almaktan çekinmeyin..

BİZ MERKEZİMİZDE NELER YAPIYORUZ?

1- Deneyimsel Oyun Terapisi (2-8 yaş)

2- Bilişsel Davranışçı Terapi (8 yaş üstü çocuk ve ergen)

osmaniye psikolog, osmaniyede psikolog, osmaniye pedagog, osmaniyede pedagog, kardeş kıskançlığı

Selin ATEŞER

Psikolog / Oyun Terapisti


cocuk-yaztatili.jpg
30/Eyl/2019

Yaz Tatiliniz Çocuğunuzla Yakınlaşabileceğiniz, Ona Kış Boyu Öğretemediğiniz Pek Çok Şeyi Öğretme Fırsatı Yakalayabileceğiniz Bir Fırsattır..
Çocukların bir yıl boyunca yorulup dört gözle bekledikleri yaz tatilleri nihayet başladı. Ancak sınavlar, dersler, erken kalkma zorunlulukları gibi birçok zorluğun geçici bir süreyle de olsa son bulduğu bu dönem, anne ve babalar için başka soru işaretlerini de beraberinde getiriyor. Çocuklar tarafından anlamı rahatlama ve serbestlik olan tatil dönemi anne babalar için özellikle zaman ve aktivite planlaması konusunda birçok soru işareti içeriyor. Biz de onların sorularına cevap olması için, bir tavsiye yazısı hazırladık.

1. Karnesi çocuğun yapabileceğinden düşük ise; ceza vermeyin, suçlamayın, nedenlerini araştırmak için tatili bir fırsat olarak değerlendirin. Ancak ilk sorgulamamız gereken kendi ebeveynlik becerimiz bu konuda. Çünkü alınan karne, hem çocuğun hem ailenin karnesidir. Çocuğumun hayatıyla ilgilendim mi? Uygun ortamı (fiziksel, duygusal, psikolojik) oluşturdum mu? Temel ihtiyaçlarını karşıladım mı? Çocuğuma destek (kurtarıcı değil) oldum mu? Doğru rehber-model olabildim mi? Kendi hayatımı düzenli bir şekilde yaşıyor muyum? Kendi ruh sağlığım yerinde mi? Sorunların çözülmesinde doğru yer ve kişilerden destek aldım mı? Sorularına evet cevabını veremiyorsanız, durup düşünmeli, bunlara dikkat etmelisiniz demektir.

2. En güzel hediye, çocuğunuza gönülden ayırdığınız zamandır. Karne hediyelerinin çok abartıldığını görüyoruz. Elbette temsili küçük bir hediye alınabilir. Ancak, ödül için çabalayan çocuğunuz, sizin için çalıştığını sanabilir. En kalıcı ve özel hediye, yaz tatilinde çocuğunuzla isteyerek ve severek bir arada olmanızdır.

3. Tatil demek; sınırsız televizyon, bilgisayar, tablet demek değildir. Okul döneminde sınırlı bir şekilde verilen ya da hiç verilmeyen tablet ve bilgisayarların açılmasını bekliyor çocuklar. Tatile televizyon izlemek, tablet, bilgisayar oynamak gözüyle bakan çocuklarımızla bunu konuşmaya ihtiyacınız var. Tatilde de sınırlı ve kontrollü olmalı bu aktiviteler. Tablet, televizyon, bilgisayarın kapatıldığı zaman dilimlerinde; yalnız başlarına ya da sizinle birlikte diğer aktiviteler mutlaka olmalıdır. Çünkü çocuk yalnız kaldığında, teknolojiye yönelecektir! Çocuklarınızı teknoloji büyütmesin… Çünkü çocuk yalnız kaldığında, teknolojiye yönelecektir!

4. Tatili nasıl geçirmek istediğine dair sohbet edin. İmkânlar ve aile yaşamınıza uygun şekilde kendi planını oluşturmasına izin verin. Kendi planını yaparsa, daha çok sahip çıkacak ve görev olmaktan çıkıp keyifli bir tatile dönüşecektir.

5. Karnesi iyi değilse, sıklıkla “Karnen iyi olsaydı yapardık”, “Bunu hak etmiyorsun”, “Seneye ders çalışacaksan yaparım” gibi cümleler kurulmamalıdır. Böylesi konuşmalar, suçlama, değersiz-beceriksiz-başarısız hissettirmeye neden olacağı için çocuğun başarısı daha da artmayacaktır. Yani bunlar işe yarayan cümleler değildir, tam tersi etkisi olacaktır. Neler yaparsak daha düzenli çalışmasını sağlayabiliriz? sorusunun cevabını araştırmak daha faydalı olacaktır.

6. Tatil kitabı almayı teklif edebilirsiniz. Yaz boyu, var olan bilgilerini unutmaması, zamanı verimli kullanması, önümüzdeki yıla iyi bir seviyeden başlaması gibi yararlarından bahsedin ve bu konuda ne düşündüğünü sorun. Uzlaşmacı bir şekilde birlikte karar alın. “Bayramdan sonra alalım”, “Her gün 1 saat kitaptan konu ve soru çözeyim” gibi.

7. Bir günü planlayarak verimli bir şekilde geçirin. Yukarıda anlattığımız şekilde, hem yalnız başlarına hem de sizinle yapabildikleri aktiviteleri planlı bir şekilde gün içine dağıtabilirsiniz. Kendi ileriki yaşamlarında zamanı nasıl planlayacakları konusunda deneyim kazandıkları gibi, sorumluluk duygusunu da almaları için çok değerlidir bu ayrıntı.

8. Birlikte oyun oynayın, etkinlikler yapın. Çocuğunuzun yaşına ve gelişim dönemine uygun bir şekilde birlikte geçirdiğiniz zaman dilimlerini artırın. Evde ya da dışarıda birlikte sadece eğlenmeye yönelik, bazen öğrenmeye yönelik, bazen de sadece yakınlık duygusunun artmasına yönelik aktiviteler planlayın. İşinizi gücünüzü bırakıp; çocuklarınızı gerçekten görün, duyun, dokunun ve hissedin.

9. Bir yıl boyunca, “ders çalış” diyerek bozulan ilişkinizi düzeltin. Birlikte eğlenmek ve bunu isteyerek yapmak iyi gelecektir. Dersler hayatın tek gerçeği değil. Sizin ilişkiniz iyi ve sağlam olduğu sürece, çocuğunuza onu önemsediğinizi gösterdikçe ve sorumluluk almasını öğrettikçe dersler zaten yapılacaktır. Derslerin yapılmaması bir sonuçtur. Nedenlerini bir uzman desteği alarak belirlemenizde yarar var.

10. Çocuklarınızı atölye programlarına, spor, müzik, tiyatro vb aktivitelere yönlendirebilirsiniz. Çocukların hayal güçlerini, yaratıcılıklarını, sabretmeyi, mücadele etmeyi, sıkıntıya katlanmayı öğrenmeye ihtiyaçları var. Bu becerileri geliştirebilecekleri, çocuklarınızın ilgi ve yetenek alanlarına uygun aktivitelerle ilgili fikirlerini alabilir, bu konuda rehberlik yapabilirsiniz.

11. Birlikte kitap okuyun. Bunun için, birlikte bir kitap listesi oluşturabilirsiniz. Yaz boyu bu kitapları bitirmeyi hedefleyebilirsiniz. Bunu bir göreve dönüştürüp “Kitabını okudun mu?”, “Kitabını oku ondan sonra” gibi kış dönemindeki ders çalış kısır döngüsüne dönüştürmeyin. Çocuklara “kitap oku” deyip kendimiz televizyon izlersek, elimizden telefonu-tableti bırakmazsak doğal olarak bu alışkanlığı onlara veremeyiz. Birlikte kitap okuma saatleri planlayın. Çocuğunuz küçükse; onu kucağınıza oturtun, siz ona okuyun, resimlerini yorumlamasını isteyin.

12. Dışarıda vakit geçirin, gezmeye gidin. Birlikte gidebileceğiniz park, bahçe gibi açık alanlar olabileceği gibi; sinema, tiyatro gibi aktiviteler ya da akraba, komşu ziyaretleri çocuğu teknolojiden uzaklaştıracak, iletişim becerilerini geliştirecek, iyi vakit geçirdiğiniz için de kendine güveni, benlik saygısı ve ilişkiniz gelişecektir.

13. Evcil hayvan besleyebilirsiniz. Evinizin, vaktinizin, imkânınızın elverdiği ölçüde evcil bir hayvan beslemeniz çocuğunuzun sorumluluk alması adına da faydalı olacaktır. Aldığınız hayvanın neler yediği, nasıl bir ortamda yaşaması gerektiği, ihtiyaçları vb konularında birlikte araştırma yapabilir üzerine sohbetler edebilirsiniz.

14. Kendi başlarına vakit geçirmeyi öğrenme fırsatı verin. Çocuklara iyi vakit geçirtme telaşıyla sürekli onların hayatını kolaylaştırmaya, eğlendirmeye çalışmak da uygun değildir. Kendi kendilerine sıkıldıklarında, çözüm bulmaya çalışmaları için destekleyebilirsiniz. “Sıkıldığını anlıyorum. Acaba neler yapabilirsin?” şeklinde sohbet edin.

15. Ortaokul ve lisedeki çocuklar, arkadaşlarıyla görüşebilirler. Görüştükleri arkadaşlarını tanımanız, gittikleri yeri bilmeniz iyi olacaktır. Önceden var olan kurallarınızı yeniden çerçeveleyip, birlikte karar vermenizde fayda vardır. Nereye, kiminle gidecek? Neler yapacaklar? Ne zaman gelecek? gibi sorulara net cevaplar alarak gönderebilirsiniz.

Anne Babalara Kitap Önerileri:

Çocuğun Duygusal Yaşamı – Isabelle Filliozat (Pegasus Yayınları)

Çocuğunuza Kulak Verin – Aletha J.Solter (Doğan Kitap)

Ey Travma Bizden Uzak Dur -Peter A.Levıne-Maggıe Klıne (Doğan Kitap)

Işığın Yolu -Nilüfer Devecigil (Doğan Kitap)

Sevgiyle Disiplin -Fitzhugh Dodson (Kuraldışı Yayıncılık)

Ebeveyn Mirası -Dr.Yasemin Yıldız ( Pusula Yayınevi)

Çocuğunuzla Birlikte Büyümek -Naomi Aldort (Doğan Kitap)

Konuş Ki Dinlesin, Dinle Ki Konuşsun -Adele Faber/Elaine Mazlish (Doğan Kitap)

Yaz Tatili Atölye Önerisi:

Osmaniye’de 1,5 yıldır hizmet veren ve pek çok çocuğun hem eğlendiği, hem dikkat-zeka- algılama- hafıza- kendine güven- mücadele edebilme- sabırlı olma- başkasına saygı gösterme- sırayı bekleme- rekabet edebilme, sorumluluk duygusu kazanma gibi önemli becerilerin gelişiminin sağlandığı Elit Akıl Zeka Oyunları Atölyesi’ndeki Yaz Tatil Programına katılabilirsiniz.

https://www.facebook.com/osmaniyeakiloyunlari/

Anahtar Kelimeler: Yaz tatili, yaz tatilinde ne yapmalıyız, yaz tatilini nasıl değerlendirelim, Osmaniye pedagog, Osmaniye akıl zeka oyunları

Güzide TÜRKYILMAZ

Uzman Psikolojik Danışman/ Uzman Pedagog


Osmaniye’ de Psikolog

18 yılı aşkın süredir alanında aktif bir şekilde hizmet veren, Uzman Psikolojik Danışman Güzide TÜRKYILMAZ; çocuk, ergen ve yetişkinlerde Ruh Sağlığı Hizmetleri ve Psikolojik Danışmanlık alanındaki profesyonel çalışmalarını Ankara’dan Osmaniye’ye getirmiş olmanın mutluluğunu yaşamaktadır.

Her Hakkı Saklıdır. GebzeSoft 2018

mobil-telefon mobil-whatsapp