5c3479ddae78491408d07e121.jpg
11/Eyl/2019

çok yalnızım, mutsuzum

göründüğüm gibi değilim aslında

karanlıklarda kaybolmuşum

bir ışık arıyorum, bir umut arıyorum uzun zamandır

aradıkça batıyorum karanlık kuyulara

kimse duymuyor çığlıklarımı

duyan aldırış etmiyor çekip kurtarmak istemiyor

bense insanların bu ilgisizliği karşısında ilgiye susamışım

ümidimi yitirmişim

biliyorum bir gün dayanamayacak küçük kalbim

arakamı dönüp inandığım ve güvendiğim her şeye

veda edeceğim..

 

Nilgün Marmara

 

Depresyon; kişinin fizyolojisi, biyokimyası, duyguları, düşünceleri ve davranışları dahil olmak üzere vücudun bütün olarak etkilendiği bir ruhsal bozukluktur. Kişinin kendisi, başkaları ve dış dünya hakkındaki düşünce ve duygularını etkileyebilmektedir.

Depresyon, kısa süreli sıkıntı, mutsuzluk, ümitsizlikten farklıdır. Depresyondaki mutsuzluk duyguları çok daha yoğun ve uzun sürelidir. Daha önceden keyif veren, hoşlanılan faaliyetlere ilgi kaybolması yaşanır. “İçimden hiçbir şey yapmak gelmiyor” cümlesi çok sık söylenir. Günlük işleri bile yürütmek son derece zorlaşır. Diş fırçalamak, banyo yapmak, yemek yapmak, ev temizlemek, çocuklarla ilgilenmek, arkadaşlarla görüşmek, işlerini yürütmek, toplantılara katılmak… Depresyon, yaşamımızın önemli alanlarında bile, iş, aile, sosyal yaşam olmak üzere bozulmalara yol açar. Depresyon o kadar kötü bir hal alabilir ki, kişi gelecekle ilgili ümitsizliğe kapılarak intiharı bile düşünebilir. Depresyondaki kişiler, böyle yaşamındaki önemli alanlarda isteksizlik yaşadıkları için kendilerini suçlayabilirler. “Daha önce neşeli, şen şakrak biriydim, şimdi kimseyi görmek istemiyorum. Çocuklarımla zaman geçirmek istemiyorum, dersleri ile ilgilenmiyorum, nedenini anlamıyorum kötü bir anneyim ben” gibi yorumlar yapabilirler.

Depresyon, kişiyi bu şekilde bir çok yönden etkileyebilir ve değişik ruhsal ve bedensel belirtilere yol açabilir. Amerikan Psikiyatri Birliği Tanı Kitabında depresyon tanı kriterleri şu şekildedir:

En az birisi depresif duygu durum veya ilgi kaybı olmak üzere aşağıdakilerden en az beşinin iki hafta süresince hemen her gün var olması gerekir.

  1. Depresif duygudurum
  2. İlgi ve haz Kaybı
  3. İştah-kilo değişikliği
  4. Uyku Bozukluğu (İnsomni-hipersomni)
  5. Psikomotor retardasyon-ajitasyon
  6. Yorgunluk-enerji kaybı
  7. Değersizlik veya aşırı veya uygunsuz suçluluk hisleri
  8. Dikkat toplamada güçlük-unutkanlık-karasızlık
  9. Tekrarlayan ölüm ve intihar düşünceleri, planı, girişimi

 

Bu belirtilerden en az beşinin görülmesi yanında, kişinin iş, aile, sosyal yaşamında önemli bozulmaların görülmesi gerekir. Ve bunların başka bir fizyolojik bir duruma ya da ilaca bağlı olmaması gerekir.

Bu şekilde depresyon belirtilerinin sizde de olduğunu düşünüyorsanız, mutlaka psikiyatrik ve psikolojik destek almak gerekir. Depresyon önemli bir duygu durum bozukluğudur. Psikiyatrik destek, bulunduğunuz yerde bir psikiyatristle görüşüp yaşadığınız durumun depresyon olup olmadığına dair muayene olmanız, depresyon tanısı alırsanız verilen ilaçlarınızı düzenli olarak kullanmanız gerekir. Biyokimyasal bir sorun olması nedeniyle bu gereklidir. Bunun yanında depresyonla ilgili sizin nedenlerinizin ortaya konması, yaşamınızın yeniden düzenlenmesi, yaşadığınız ortamda bilinçli duygu, düşünce ve davranış değişiklikleri yaparak depresif duygu durumunuzun acilen normale dönmesi için profesyonel birpsikolog desteği ile uygun psikoterapi de almanız yerinde olacaktır.

Depresyonun tedavisi ile ilgili en iyi sonuç aldığımız psikoterapi yöntemi, Bilişsel Davranışçı Terapidir. Bu terapi yöntemine göre, depresyonun sürmesinde biyolojik, çevresel, bilişsel ve davranışsal etkenler rol oynayabilir. Bilişsel Davranışçı kuram, bu alanlardan herhangi birinde gerçekleşen bir değişikliğin diğerlerini de etkilediğini öne sürer. Uyguladığımız terapi sürecinde bu alanların hepsine bakıyor oluruz.

 

Güzide TÜRKYILMAZ

Uzm. Psk. Danışman/ Klinik Psikolog


m_APUjjt1.jpg
11/Eyl/2019

Panik Atağı Nedir?

Panik atağı, aniden başlayan ve hızla şiddetlenen, çoğu zaman şiddetli bir tehlike hissi veya sonunun geldiği düşüncesinin eşlik ettiği, belli bir başlangıcı ve sonu olan yoğun bir korku veya sıkıntı nöbetidir.

 

Panik atağı sırasında;

1) Çarpıntı, kalp atımlarını duyumsama ya da kalp hızında artım olması

2) Terleme

3) Titreme ya da sarsılma

4) Nefes darlığı ya da boğuluyor gibi olma duyumları

5) Soluğun kesilmesi

6) Göğüs ağrısı ya da göğüste sıkıntı hissi

7) Bulantı ya karın ağrısı

8) Baş dönmesi, sersemlik hissi, düşecekmiş ya da bayılacakmış gibi olma

9) Derealizasyon (gerçekdışılık duyguları) ya da depersonalizasyon (benliğinden ayrılmış olma)

10) Kontrolünü kaybedeceği ya da çıldıracağı korkuları

11) Ölüm korkusu

12) Paresteziler (uyuşma ya da karıncalanma duyumları)

13) Üşüme, ürperme ya da ateş basmaları şeklinde ortaya çıkabilir. Bu belirtilerden en az 4 belirti 10 dakika içinde ortaya çıkarsa kişi panik atağı geçiriyor denilebilir.

 

Panik Bozukluk Nedir?

Panik atağı, çeşitli klinik nedenlerle yaşanabilir. Ancak panik atağı, tek başına psikiyatrik bir hastalık ya da tanı değildir. Ataklardan en az birini en az bir ay (veya daha fazla) süreyle aşağıdakilerden biri veya ikisi izler:

  • Başka ataklarında olacağına veya atakların sonuçlarıyla (kalp krizi geçirme, kontrolünü kaybetme, çıldırma) ilgili olarak kalıcı kaygı veya endişe duyma;
  • Ataklarla ilişkili olarak belirgin uyum bozucu davranış değişikliği (panik ataktan kaçınmaya dönük davranışlar), bunlar agorafobik kaçınmayı da içerebilirler.

 

Belirtiler genellikle 10 dakika gibi bir sürede yoğunlaşarak doruk noktada sıkıntı verir sonra da genellikle yavaş yavaş azalır.

 

Panik atağı üç türde olabilir:

  1. Beklenmedik (spontan) ataklar,
  2. Duruma bağlı ataklar: atak hemen her zaman belli bir ortamda ortaya çıkmaktadır (Köpek, sosyal bir ortam gibi),
  3. Durumsal eğilimli ataklar: Bazı durumlara girildiğinde atak geçirilmekle birlikte bu tür durumlarda her zaman atak olmamaktır (Çoğunlukla arabada panik atak geçirme gibi)

 

Panik Bozukluk Nasıl Gelişir?

İlk panik atağı yaşandıktan sonra, bu tehlikeli bulunur, yaşamın son bulacağına dair yorumlanır ve sürekli panik atağı geçirmemek için önlemler alınır ve beden takibe alınırsa panik bozukluk gelişebilmektedir.

 

Panik Bozukluk Tedavisi?

Psikoterapi, özel olarak panik odaklı Bilişsel Davranışçı Terapi ve ilaçların her ikisinin de panik bozukluk için etkili tedaviler olduğu gösterilmiştir. Panik bozukluk için Bilişsel Davranışçı Terapi’nin etkinliği kapsamlı ve yüksek kalitede verilerle desteklenmiştir.

 

Güzide TÜRKYILMAZ

Uzman Psikolojik Danışman/ Klinik Psikolog


cinsel-isteksizlik-kadin1.jpg
11/Eyl/2019

“Mutlu bir birliktelik için önemli unsurlardan biri her iki tarafı da mutlu kılan ve her yönden tatmin eden bir cinsel ilişkidir. Mutluluk veren bir sevişme; eşleri daha huzurlu, daha mutlu ve çevrelerine karşı daha sevecen yaparken, birbirlerine daha çok bağlar, yakınlaştırır ve onları bütünleştirir.”

Cinsel Terapi Nedir?

Zihinsel ve duygusal sorunları olan ve bu sorunlarla baş etme gücü yetersiz kalan kişilere belli bir amaç ve plan doğrultusunda belli teknik ve yöntemlerin uzman kişilerce uygulandığı profesyonel bir yardım hizmeti sürecidir.

Cinsel terapide, cinsel işlev bozukluklarından dolayı bozulan ruhsal dengeyi sağlamak, yeniden cinsel eğitim vermek, düşünce ve duygu alışverişi yapmak, çiftlerin veya bireylerin kendilerini tanımalarını sağlamak, cinsel çatışmaları çözümlemek, bu çatışmalardan doğan kaygı ve gerginlikleri azaltmak, çiftler arasındaki ilişkileri iyileştirip olgunlaştırmak amacıyla çeşitli teknik ve yöntemlere başvurulmaktadır.

Cinsel Terapist Kimdir?

Cinsel terapi yapan; bireylerle, çiftlerle onların cinsel ve ruhsal sıkıntılarına çözüm getirmeleri için işbirliği içinde çalışan kişilerdir.

Psikiyatri, Psikoloji veya Psikolojik Danışmanlık lisans eğitimini tamamladıktan sonra Cinsel Terapi eğitimini tamamlamış kişilerdir.

Cinsel Terapi Süreci Nasıldır?

Cinsel Terapi süreci, çiftin sabırla ve istikrarlı bir şekilde uygulaması gereken duygusal ve davranışsal bir takım aşk oyunlarının uygulanmasını içerir. Öncelikle bireysel değerlendirme görüşmelerinin yapılmasının ardından, çiftler birlikte alınır.

Terapiye başvuran çifte özel bir terapi planı uygulanır.

Evlilikte cinsel sorunlar, kişilerin değil, çiftin sorunudur. Bu nedenle terapiye çiftin birlikte gelmesi çok daha iyi sonuçlar verir.

Cinsel Sorunlar Nasıl Tedavi Edilir?

Evlilikte Cinsel Yaşam, Hem Erkek Hem Kadın İçin Haktır!

İnsan davranışı ve cinselliği; bedensel, psikolojik, sosyal koşullardan etkilenir. Cinsellik sadece cinsel organlarla sınırlı değildir. Cinsellikle ilgili duygular, düşünceler ve yerleşmiş inançlar vardır. Yerleşmiş inançların çoğu zaman hatalı olabildiği bilinmektedir.

Cinsel sorunların ve bozuklukların ortaya çıkışında kişinin bedensel ve psikolojik özellikleri ya da ikili ilişkilerin etkileşimleri etkili olabilir. Doğal olarak cinsel sorunların tedavisi de, oluşumunda rol oynayan etkenlere göre değişebilir. Kişi ile görüşülerek sorunu ortaya çıkaran, yerleşmesine neden olan etkenler birlikte incelenir.

Cinsel sorunları olanlarda uygulanan ve etkili olduğu bilinen cinsel tedaviler aslında özel bir öğrenme biçimidir. Bu öğrenme sürecinde kişiye temel olarak şunlar öğretilir: Genel olarak psikoterapilerde ve özellikle de cinsel tedavilerde kişiye mahrem ve güvenli bir öğrenme ortamı oluşturulur.  Bu ortamda kişi kendi denetimi altında kendisini, kimliğini, bedenini,  ilişkisini keşfetmeye cesaretlendirilir.  Bu keşif ve öğrenim, kişinin özelliklerine göre değişen bir hızda ve aşama aşama olur.

 

Cinsel Terapinin Tedavi Ettiği Cinsel İşlev Bozuklukları Nelerdir?

  • Vajinusmus (Vajen kaslarının istemsiz kasılması)
  • Erken (Denetimsiz) Boşalma
  • Geç Boşalma
  • İktidarsızlık
  • Cinsel İsteksizlik
  • Cinsel Uyum Sorunları
  • Orgazm ve Uyarılma Problemleri
  • Cinsel Tiksinti Bozuklukları
  • Disparoni (Ağrılı Cinsel İlişki)
  • Satiriasis (Erkeklerde Cinsel Doyumsuzluk)
  • Nemfomani (Kadınlarda Cinsel Doyumsuzluk)

 

Cinsel İşlev Bozuklukları, Çoğunlukla Cinsel Bilgisizlikten Kaynaklanmaktadır

Ülkemizde yaşanan cinsel sorunlara göz attığımızda; cinsel eğitimsizlikten kaynaklanan sorunlar, cinsel bilgi eksikliği, cinsel deneyimin yetersiz olması, cinsellikle ilgili yanlış inanışlar, yetiştiriliş biçimi nedeniyle sağlıklı bir bedene ve psikolojik yapıya sahip bireylerde ya da çiftlerde cinsel sorunlar sık görülmektedir.

Böyle bir durumda Merkezimizde Cinsel Danışmanlık yapılarak, kısa sürede sorunlara çözüm bulunabilmektedir.

Cinsel İşlev Bozuklukları Kader Değildir!

Doğru Bir Terapi Yöntemiyle %100 Tedavisi Vardır!

Cinsel Sorunlarınızın Tedavisine Hemen Başlayın!!

 

Güzide TÜRKYILMAZ

Uzm. Psk. Danışman / Cinsel Terapist

 


yeni-bebege-hazirlik-alisveris-listesi-10852788_5676_o1.jpg
11/Eyl/2019

Anne ile bebek arasındaki ilişki, anne adayının hamile olduğunu öğrendiği anda başlar.

                      Hamilelik Psikolojisi ve Bebeğe Hazırlık

Hamilelik, kadının hayatındaki en özel dönemlerden birisidir. Çok güzel duyguların, heyecanların hissedildiği, hayallerin kurulduğu, planların ve hazırlıkların yapıldığı bir dönem olmasının yanında; anne adayında hem fiziksel hem psikolojik değişikliklerin yaşandığı, huzursuzluk, sinirlilik, alınganlık, özellikle kaygıların yeşerdiği bir dönemdir. Şimdi bu dönemi birlikte anlamaya çalışalım.

Anne ile bebek arasındaki ilişki, anne adayının hamile olduğunu öğrendiği anda başlar. Bu nedenle anne adayının hamilelik sürecini nasıl geçirdiği, bebeğini dünyaya getirdiği andan itibaren onunla kuracağı ilişkiyi etkilemesi açısından önemlidir. Annelik duygusunun hissedilmeye başlandığı bu dönem; sosyal ve duygusal alanlarda çeşitli değişimlerin olduğu, aynı zamanda fiziksel görünüm, benlik algısı, sosyal roller gibi alanlarda meydana gelecek değişimler sebebiyle kaygı uyandıran bir dönem de olabiliyor.

Anne adayı hamile olduğunu öğrendiği andan itibaren hem sürecin heyecanıyla kendini mutlu hissederken, diğer taraftan da sürecin belirsizliğine dair kaygı duyabilir. “Hamilelik nasıl geçecek”, “Sağlıklı bir bebek dünyaya getirebilecek miyim?”, “Nasıl bir anne olacağım?”, “Çocuğumun bakımını tek başıma yapabilir miyim?” gibi sorular hamilelik dönemi boyunca anne adaylarının zihinlerini meşgul edebilir. “İyi anne olabilecek miyim?” sorusunun yarattığı kaygı, beraberinde hata yapmaya dair korku ve suçluluk duyguları doğurabilir.

Anne adayının bu duygusal karışıklık içerisindeyken; eşinden, anne-babasından, diğer akrabalarından ve arkadaşlarından gördüğü destek, onun baş etme becerilerini kuvvetlendirecek ve hamilelik dönemini daha mutlu ve huzurlu geçirmesini sağlayacaktır.

Hamilelikteki Değişimler

Hamilelik döneminde anne adayları fiziksel ve duygusal bir takım değişimler yaşayabilirler. Bedenlerinde ve ruhsal dünyalarında meydana gelecek bu değişimlerin neler olabileceğini önceden biliyor olmaları bunlarla baş etmelerinde kolaylık sağlayacaktır.

Hamilelik sürecini üç ayrı dönemde inceleyebiliriz.

Hamileliğin ilk döneminde mide bulantıları, yemek yiyememe, midede hazımsızlık, baş ağrıları, uyku sorunları, depresyon yaşanabilir. Aynı zamanda anne adayları, hamilelik döneminde bir takım ruhsal değişimler de yaşayabilirler. Nedensiz ağlamalar, gerginlik, yoğun kaygı ve kırılganlık bunlardan bazılarıdır.

İkinci dönemin en heyecanlı bekleyişi cinsiyetin öğrenilmesidir ve cinsiyet belli olduktan hemen sonra bebeğin ilk hediyesini, pembe ya da mavi patikleri, almak sembolik olur. Ayrıca bebeğe isim düşünmek için de en uygun zamanlar bu haftalardır.

İkinci dönem ayrıca bazı genetik testlerin yapıldığı bir dönemdir. Anne adayı bebeğinde bir sorun olup olmadığına dair kaygılar yaşar.

Üçüncü dönem olan son üç aylık dönemde; anne adayının karnı belirginleşmiştir, hareketi azalmıştır, kilo sorunları, doğum korkusu yaşayabilir. Vücut şeklinin değişmesiyle birlikte kişi önceden rahatlıkla yaptığı hareketlerde zorluklar yaşayabilir. Cilt yapısında değişimler meydana gelebilir. Solunum, sindirim ve dolaşım sistemlerinde farklılıklar oluşacaktır. Ayaklarda, bacaklarda ve kollarda şişmeler görülebilir. Tüm bunlar uyku ve beslenme gibi temel yaşamsal aktivitelerde düzensizlikler meydana getirebilir.

Anne adayı her aşamada eşten ve etrafındaki insanlardan desteğe ihtiyaç duyar.

Hamilelik sürecinde; çiftlerin bebekle ilgili beklentileri, bebek geldiğinde değişecek olan hayatlarıyla, edinecekleri yeni rol tanımlarıyla, işbölümü ve sorumluluklarla ilgili yapılması gereken gerçekçi konuşmalar genellikle atlanır. Eşlerin çocuklarını yetiştirme yöntemleri, vermek istedikleri değer yargıları nelerdir? Neden çocuk sahibi olmak istemişlerdir? İşte bu ve buna benzer soruların cevapları arasındaki farklılıklar, hamilelik sırasında ve bebek doğduktan sonra ilişkileri olumsuz yönde etkileyebilir.

“Hamilelik Psikolojisi ve Bebeğe Hazırlanma Danışmanlığı Hizmetleri”ni böyle bir zamanda size destek olabilmek için buradayız.

Hamilelik Dönemi için Öneriler

Hamilelik haberi alındığı tarihten başlayarak günlük tutmak hem bebek hem de anne için değerli bir anı olacaktır. Hatta bu günlüğe baba adayının da bir şeyler yazmasını istemek iyi bir fikirdir. Yazmadığınızda, sonradan pişmanlık duyabiliyorsunuzJ

Eşinizden, ailenizden ve sosyal çevrenizden destek isteyin. Bu dönemde anne adaylarının duygusal iniş çıkışlar yaşaması ve kendilerini zaman zaman yorgun, çaresiz ve endişeli hissetmeleri doğaldır. Böyle anlarda yakın çevrenizden destek görmeniz, sizin bu duygusal tepkilerle baş etmenizi kolaylaştıracaktır.

Duygularınızı gizlemeyin. Bu süreçte mutluluk kadar bazen kaygı, mutsuzluk ve öfke duygularını da yaşayabileceğinizi unutmayın ve duygularınızı gizlemeyin.

Beslenmenize elinizden geldiğince dikkat edin. Şunu unutmayın ki, özellikle hamileliğin ilk 3 ayında mide bulantılarınız nedeniyle yeterli beslenemeyebilirsiniz. Suçluluk hissetmeyin. Bebeğiniz sizden ihtiyacı olanı alıyor zaten.

Anne karnındaki bebeğe mümkünse yavaş veya klasik müzik dinletmek, ona kitap okumak, onunla konuşmak anne adayına da iyi gelecektir. Bebeğin bunlara tepki verdiği bile görülebilir!

“İlk tekme”, hamilelik döneminin neredeyse en heyecanlı anıdır. Duygularınızı günlüğünüze yazmayı unutmayınJ

“Mükemmel anne” olmayı hedeflemeyin. “Elinden geleni yapan anne” olmanız yeterli.

Vücudunuzun ihtiyaçlarına kulak verin ve bol bol dinlenin, gevşeme ve rahatlama egzersizleri yapın. Düzenli uyku, beslenme ve ne kadar yoğun çalışırsanız çalışın, her fırsatta istirahat etmek, kaliteli bir gebelik dönemi geçirmek için çok önemli.

Düzenli yaşayın. Fazla hareketli veya tam tersi fazla hareketsiz yaşamak sizin için iyi değildir. Yürüyüşler yapmanızı ve hamilelik platesini öneririm.

Rahat, geniş, terletmeyen pamuklu veya penye giysiler tercih edilmeli. Dar, sentetik çamaşırlar, mantar enfeksiyonu riskini artırdığı ve dolaşımı zorlaştırdığı için giyilmemeli. Yüksek topuklu ayakkabılar yerine düztabanlı ayakkabılar kullanılmalı.

Sigara kullanmayın ve içki içmeyin. Ayrıca, sigara içilen ortamlardan da uzak durun. Bu hem sizin hem de karnınızdaki bebeğin sağlığı için gereklidir.

Hamilelik döneminde doktor ve hasta ilişkileri önemlidir. Doktorunuz sizin bu dönemde en yakınınızdaki kişi olacaktır. Sizin en çok ihtiyaç duyacağınız kişilerden biri olacaktır. İyi ve güven duyabileceğiniz bir doktor bulmanızda fayda vardır. Güvenebileceğiniz bir doktor içinizi rahat ettirebilecek.

Doktorunuzun bilgisi olmadan ve kontrolsüz ilaç kullanımından sakının. Çünkü sizi en iyi hekiminiz tanıyacaktır. Ayrıca, birçok ilaç grubunun hamilelikte kullanımı ciddi derecede sakıncalıdır. Bu nedenle doktorunuzun önermediği ilaçları kullanmayın ve doktorunuzun bilgisi olmadan ilaç kullanmayın.

Doğuma 2 ay kala hastane çantasında olması gerekenleri öğrenip satın alma vakti gelmiştir.

Doğum yaklaşırken bir diğer ve hatta en önemli nokta ise rahat olmak, aklınıza gelen olumsuz düşünceleri fark edip nazikçe durdurmak, güzel bir doğumun hayaline odaklanmak ve tebriklerin kabul edileceği en güzel gün için sakince geriye saymak olmalıdır!

 

Baba Adayına Not

Sevgili baba adayı, artık çift olarak hayatınızda farklı bir döneme girdiniz. Dünyaya gelecek bebeğiniz için hazırlık yapmaya başladığınız keyifli ve yeni bir döneme hazırlanmaktasınız. Eşinizin bazı tepkileri ve davranışları size ilginç gelebilir ve “eşim çok değişti” diye düşünebilirsiniz. Siz de zorlanabilir, bazen öfke hissedebilir, tahammülünüzün düştüğünü düşünebilirsiniz. Merak etmeyin hamilelik döneminde bunlar normal ve geçici bir dönem. Derin bir nefes alın ve gülümseyinJ

Eşinizin arkadaşlarıyla görüşmesine, yürüyüş yapmasına, sağlıklı beslenmesine, duygusal iniş çıkışlarında yanında olarak, sarılarak, sevgiyle yaklaşarak eşinize destek olmalısınız. Bu dönemde siz ve varlığınız, eşiniz için en büyük destek kaynağısınız.

 

Hamilelik psikolojisi, hamilelik depresyonu, hamile psikolojisi, hamilelik süreci

 

Güzide TÜRKYILMAZ

Uzm. Psikolojik Danışman / Psikoterapist


minnesota-cok-yonlu-kisilik-envanteri-mmpi-600x3641.png
11/Eyl/2019

(MMPI), bireyin kişisel ve toplumsal uyumunu objektif olarak değerlendirmeyi amaçlayan çok kapsamlı bir kişilik testidir.

MINNESOTA ÇOK YÖNLÜ KİŞİLİK ENVANTERİ

(Minnesota Multiphasic Personality Inventory – MMPI )

Minnesota Çok Yönlü Kişilik Envanteri (MMPI), bireyin kişisel ve toplumsal uyumunu objektif olarak değerlendirmeyi amaçlayan çok kapsamlı bir kişilik testidir. MMPI ruh sağlığında en çok kullanılan kişilik testidir. İnsanın kişilik yapısının ve psikopatolojisinin belirlenmesine yardımcı olmak için, yani kişilik bozukluklarını da ölçmek için, profesyonel uygulayıcılar aracılığıyla uygulanan bir testtir. 560 sorudan oluşur ve yaklaşık 60-90 dk. arasında yanıtlanabilmektedir.

16 yaşından büyük herkese uygulanabilir.

Testin sonucunda aşağıdaki kişilik bozuklukları ile ilgili klinik psikoloğumuz tarafından resmi bir rapor hazırlanır.

 

MMPI Kişilik Testi Hangi Alanlarda Ve Kimlere Uygulanır?

MMPI testi ile bireylerin aile problemleri, öfke ve kaygı sorunları, işle ilgili sorunlar, insanlar arası iletişimde yaşanan sorunlar, özgüven, anti sosyal özellikler ve sağlıkla ilgili endişeler,  düşünce tarzı gibi hastalık dışındaki psikolojik özellikleri değerlendirilebilmektedir.

Bunların dışında ayrıca MMPI Kişilik Testi, yaygın olarak psikiyatri kliniklerinde şu teşhisleri koymada kullanılır:

  • Depresyon
  • Hipokondriaziz  (Hastalık hastalığı)
  • Histeri (Konversiyon)
  • Psikotik sapma
  • Kadınlık-erkeklik (Cinsel tercihler ve eğilimler)
  • Paranoya (Aşırı şüphecilik)
  • Psikasteni (Saplantı-takıntılı düşünce bozukluğu)
  • Şizofreni
  • Hipomani (Manik bozukluk-aşırı duygu patlamaları)
  • Sosyal içe dönüklük (Çekingenlik)

 

MMPI Kişilik Testi Hastalık Tanısı Dışında Ne İçin Kullanılır?

MMPI çok yönlü kişilik envanteri sadece hastalık veya psikolojik sorun olup olmadığını ölçen bir test değildir. Uygulanan testte kişinin psikolojik sorunlarının olup olmadığının tespitinin dışında genel olarak kişinin nasıl biri olduğunu belirleyebilmekte, uygulanan kişinin normal kişilik özelliklerini de ortaya çıkartabilmektedir. Bu kapsamda evlenmeyi düşünen çiftlerin birbirine kişilik olarak uygun olup olmadığını belirlemekte ya da işe alımlarda işe uygunluğu belirlemekte de kullanılabilmektedir.

MMPI psikiyatri kliniklerinde hastalıkların geniş bir yelpazede değerlendirilmesine yardımcı olmak için tasarlanmış bir kişilik testi ve ölçüm aracı olmakla birlikte kişilik özelliklerini de ölçmede etkili olduğu için sıklıkla şu alanlarda da kullanılır:

  • Yüksek öneme sahip ve üst düzey kamu görevlilerinin seçimi,
  • Polis memuru alımları ve birim değişikliklerinde yapılacak seçimler
  • Nükleer santral personeli
  • İftaiye personeli
  • Hava yolları personeli ve pilotlar, hava trafik kontrolleri
  • Devlet büyüklerinin koruma ve danışmanları
  • Cezai ve hukuki ehliyetin olup olmadığına yönelik tespit yapılacak kişiler
  • Adli yargı adaylarını değerlendirme ve seçme
  • Bilimsel araştırmalarda
  • Evlilik öncesi uyum düzeyini belirlemede dünyada güvenle uygulanan bilimsel bir testtir.

 

Güzide TÜRKYILMAZ

Uzm. Psikolojik Danışman / MMPI Uygulayıcısı


Online-WISC-R-Zeka-Testi-Sertifika-Programi-736x414.jpg
11/Eyl/2019

WISC – R zeka testi 6-16 yaş grubuna yönelik uygulanan bir zeka testidir. Bu test bireysel olarak uygulanan bir testtir.

WISC – R ZEKÂ TESTİ

WISC – R zeka testi 6-16 yaş grubuna yönelik uygulanan bir zeka testidir. Bu test bireysel olarak uygulanan bir testtir. Uygulaması 1 – 1,5 saat sürmektedir. Her alt testin soruları test yönergesine uygun bir şekilde çocuğa yöneltilir ve çocuktan sorulan soruları yanıtlaması istenir.

WISC – R zeka testi 1939 da yetişkinler için hazırlanmıştır (Wechsler-Bellevue) olarak adlandırılan bu ölçek 1955 yılında yenilenmiş ve adı WAIS (Wechsler Yetişkinler Zeka Ölçeği) olarak değiştirilmiştir.

1949 yılında David Wecsler tarafından geliştirilmiş, 6-16 yaşlarındaki çocuklar için WISC’i ( Wechsler Çocuklar için Zeka Ölçeği) hazırlanmıştır. Bu ölçek 1974 yılında gözden geçirilmiş ve standardizasyonu yapılmış böylece WISC- R (Revize Edilmiş Versiyonu) ortaya çıkmıştır. Wechsler daha sonra 4-6 ve 2 yaşlarındaki okul öncesi çocuklar için WPPSI’i (Wechsler Okul Öncesi Çocuklar İçin Zeka Ölçeği ) hazırlamıştır. Wechsler’in getirdiği yeni sistemin en önemli yararı, çocuğun yerini kendi yaşıtları içerisinde görebilmek ve zaman içerisinde bazı karşılaştırmalara gidebilmektir.

Wisc-r Zeka Testinin Üstün Yönleri Nelerdir?

Wisc-r zeka testi ülkemizde kullanılan yetenek ve zeka testleri arasında geçerlik ve güvenirliği en yüksek olanıdır. Alt testlerinde değişik yetenek alanlarından örnekler bulunması, yorum ve puanlama kriterlerinin netliği, sonuçlarının açık, anlaşılır ve tatmin edici olması bu zeka testinin daha fazla tercih edilmesine neden olmaktadır.

Wisc-r zekayı çeşitli boyutlardan oluşan bir genel yetenek olarak kabul etmektedir. Wisc-r zeka testinde her alt test farklı bir yeteneği ölçebilmek amacıyla geliştirilmiştir. Bütün alt testlerde kendini gösteren bir genel zekanın varlığı kabul edildiği için alt testler arasında anlamlı ilişkiler bulunması beklenmektedir. Alt testlerden alınan standart puanlar arasındaki belirgin sapmalar klinik veri niteliği taşır ve deneyimli bir wisc-r uygulayıcısı öğrenme güçlüğü, disleksi gibi olası problem alanlarını bu testin yorumlanması esnasında tespit edebilir.

Üstün yetenekli çocuklara yönelik akademik çalışmalar yürüten tüm kurumlar ve okullar Wisc-r zeka testi sonuçlarına göre değerlendirme yapmaktadırlar.

Wisc-r zeka testi ile çocuğunuzun zihinsel gelişimini bilimsel sonuçlarla takip edebilme imkanına sahip olarak gerekli eğitim desteğini erken yaşlarda verme fırsatı yakalayabilirsiniz.

Wisc-R Zeka Testini Kimler Uygulayabilir?

Zeka testleri sağlık ve özel eğitim alanlarında çok önemli ve vazgeçilmez katkılar sunan bir ölçüm aracıdır. Wisc-r testi ve diğer zeka testi uygulamalarında Ölçme Aracını Uygulayanlarda Aşağıdaki niteliklerin Bulunması Beklenir;

Psikolojik danışma ve rehberlik,

Eğitimde psikolojik hizmetler,

Dolayısıyla testi uygulayacak personel Psikoloji lisans mezunu olmalı aynı zamanda bu ölçme aracıyla ilgili resmi ve özel kuruluşlar ya da meslek örgütleri tarafından verilen eğitim yaşantısına katılarak uygulayıcı yeterlilik sertifikasına sahip olmalıdırlar.

Wisc-r Zeka Testini Tanıyalım

Wisc-r bireylerin zihinsel performanslarını belirlemek amacıyla uygulanan bireysel bir zeka testidir. Wisc-r testi, sözel ve performans olmak üzere iki bölümden, her bölümde bir yedek, 5 ana test olmak üzere altı alt testten oluşmaktadır. Herhangi bir alt testin bozulması durumunda bozulan alt testin bulunduğu bölüme ait yedek test uygulanır. Wisc-r testi sonucunda bireye ait sözel, performans ve genel olmak üzere üç zeka bölümü elde edilir. Wisc-r testinin bazı alt testleri süreye dayalı olarak uygulanır. Bu iki gruba ait testler birbiri ardına verilir. Yani çocuğunuz, sözel zeka bölümüne ait bir test uygulandıktan sonra, çocuğa bir performans zeka testi verilir.

Sözel Zeka Grubuna ait alt testler:

  • Genel Bilgi,
  • Benzerlikler,
  • Aritmetik,
  • Sözcük Dağarcığı,
  • Yargılama,
  • Ek test olarak Sayı Dizisidir.

Performans Zeka Grubuna ait alt testler ise:

  • Resim Tamamlama,
  • Resim Düzenleme,
  • Küplerle Desen,
  • Parça Birleştirme,
  • Şifre,
  • Ek test olarak Labirentler’dir.

Ek test olan Sayı Dizisi ve Labirentler çocuğa uygulanmak zorunda değildir. Ancak, sayı dizisi testi çocuğun kısa-süreli belleğini (short-term memory) ölçmede etkili bir test olduğundan uygulanması tavsiye edilir.

WISC-R Testi’nde Sözel ve Performans Bölümlerinin Farkı Nedir?

WISC-R Testi’nde sözel bölüm, çocuğunuzun kelime ve ifade bazlı becerilerini ölçer. Bu bölümde genel bilgi, yargılama, aritmetik gibi alt testler vardır. WISC-R Testi’nin performans bölümü ise çocuğunuzun zihinsel resimlendirme, şekillendirme ve hizalama becerilerini ölçer. WISC-R Testi’nin performans bölümü bu yüzden daha çok görsel ve elle manipule edilebilen alt testlere sahiptir. Bu alt testler: Resim Tamamlama, Resim Düzenleme, Küplerle Desen, Parça Birleştirme, Şifre ve ek test olarak Labirentler’dir.

 

Anne-Babalara Önemli Not:

Bu yazıyı okuyan anne-babalardan bir psikolog olarak ricam, anne-babalar çocuklarına WISC-R testi yaptıracaklarsa veya yaptırmışlarsa çocuklarına kesinlikle bir performans tedirginliği yansıtmamalılardır. Çocuklarıyla burada okudukları bilgileri paylaşmamalıdırlar. Bu bilgileri paylaşmak veya çocuğunuzu WISC-R testine ‘çalıştırmak’ sadece çocuğunuzun test sonuçlarının normali yansıtmamasına ve geleceğinin bundan oldukça etkilenmesine sebep olur. Çünkü küçücük bir yönlendirme bile bu testlerden şeffaf sonuç alınmasını engelleyebilir. Ayrıca anne-babaların çocuklarının zeka testi sonuçları ile ilgili aşırı endişelenmelerine ve bu stresi çocuklarına yansıtmalarına hiç gerek yoktur, çünkü çocuğunuzun bu alanlardaki ölçümleri sizin ve okulunun desteğiyle değiştirilebilecek ve oldukça ilerletilebilecek ölçümlerdir. Çocukların zekası oldukça esnektir, ve bir o kadar da etkileşime açıktır. Dolayısıyla WISC-R testinden aldığınız sonuçları çocuğunuzun geliştirilmesi veya dikkat edilmesi gereken yönleri olarak değerlendirmeniz hem çocuğunuzun geleceği, hem de sizin çocuğunuzla ilişkinizin korunması açısından son derece önemlidir.

 

Güzide TÜRKYILMAZ

Uzm. Psikolojik Danışman / Wisc-r Zeka Testi Uygulayıcısı


adhd-vancouver-doctor1.jpg
11/Eyl/2019

Çocuk Dediğin Hareketli Olur… Ancak bir yerde kendisine DUR! diyebilir…

DEHB kişinin yaşı ile uyumlu olmayan dikkatsizlik, dürtüsellik ve aşırı hareketlilik (hiperaktivite) belirtileri ile karakterize olan nörogelişimsel bir bozukluktur. Okul öncesi çocuklukta başlayıp yetişkin yaşamda da değişik bulgularla seyredebilen/gözlemlenebilen süreğen bir bozukluktur. Tedavi edilmediği takdirde, belirtileri çocuğun akademik ve hemen her alanın sosyal hayatını olumsuz etkilemekte, yoğun ruhsal, sosyal ve okul sorunları ortaya çıkmaktadır.  Yapılan araştırmalara göre DEHB genetik bir bozukluktur. Çocuğun genetik yatkınlığının üzerine olumsuz çevre faktörleri eklenince ortaya daha karmaşık bir tablo çıkabiliyor.

TANI KRİTERLERİ

  • Dikkat sorunları, hiperaktivite ve dürtüsellik belirtileri gözlemlenebiliyor olmalı
  • 12 yaşından önce başlamış olmalı
  • En az 6 aydır devam ediyor olmalı
  • Birden fazla ortamda (ev ve okul) görülmelidir

 

“Dikkat eksikliği”, bir konuya yoğunlaşmada güçlük, verilen görevleri tamamlayama, sınırlı dikkat zamanı ve dikkat dağınıklığı belirtileri ile kendini gösterir. Bu bozukluğu olan çocuklar ayrıntılara karşı dikkat eksikliği gösterir, okul ve diğer ödevlerinde birçok hatalar yaparlar. Çalışmalarını plansız, düzensiz ve karmakarışık bir biçimde sürdürürler. Oyun ve benzeri etkinliklerde dikkatlerini uzun süre toplayamazlar, başladıkları işleri tamamlamakta zorlanırlar. Sanki akılları başka yerdedir ya da söylenenleri dinlemiyor ya da duymuyor görünümü verirler. Kendilerine verilen okul ödevi ya da herhangi bir sorumluluk üzerinde belirtilen ve beklenilen bir biçimde çalışılamazlar. Dikkatleri ilgisiz uyaranlarla kolaylıkla dağılabilir.

“Hiperaktivite”, yerinde duramama ya da oturduğu yerde bile kıpır kıpır olma, uygunsuz ortamlarda koşuşturma ya da eşyalara tırmanma davranışları ile kendini gösterir. Bu çocuklar, uyarıları dinlemeden, durmak yorulmak bilmeden birbiri ardına hareket ederler. Sınıf öğretmenleri bu gibi çocukların sık ayağa kalkmalarından, arkadaşları ile sık sık konuşma istekleri olduğundan, sessiz ve sakin kalmakta zorlandıklarından yakınabilirler. Koltukların üzerinden atlamaları ve dolaplara tırmanmaları nedeniyle “düz duvara tırmanma” deyimi bu çocuklar için uygundur.

İmpulsivite (dürtüsellik)”, bir davranışın sonucunu düşünmeksizin harekete geçme ile kendisini gösteren ataklıktır. Dürtüsellik kendini sabırsızlık, soru tamamlamadan yanıtlama eğilimi, sıra beklemede güçlük, sıklıkla diğerlerinin konuşmasını kesme, oyunların arasına girme ve tehlikeli işlere girişme, tartışma, kavga vb. gibi davranışlarla kendini gösterir.

 

Eşlik Eden Davranış Şekilleri;

  • Zamanı iyi kullanamama
  • Dağınıklık/düzensizlik
  • Hırçınlık
  • Sosyal beceri sorunları
  • Sakarlık/koordinasyon güçlükleri
  • Kendine güvenememe
  • Uyku sorunları
  • Duygusal dalgalanmalar

 

Eşlik Eden Ruhsal Bozukluklar;

  • Özgül öğrenme güçlüğü
  • Karşıt olma karşı gelme bozukluğu
  • Davranım bozukluğu
  • Depresyon
  • Kaygı bozuklukları
  • Tik, Tourette bozukluğu

 

Çevresel Etkenler;

  • Ailede benzer belirtiler
  • Aile içi stres,şiddet
  • Travmalar

 

Tedevi yöntemleri;

DEHB’nin tedavisinde psikososyal ve tıbbi girişimleri içeren çok yönlü tedavi çeşitleri söz konusudur:

  • İlaç tedavisi

(Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı tarafından karar verilir ve izlenir)

  • Anne-baba eğitimi

(Çocuğun davranışlarının düzenlenmesi için ebeveyn eğitimi ve ev ortamının düzenlenmesi)

  • Öğretmenlerin eğitimi

(Okul-rehberlik servisi-öğretmen ile yakın temas ve işbirliği sağlanması)

  • Bilişsel-Davranışsal Tedaviler
  • Deneyimsel Oyun Terapisi

 

ANNE-BABALARA ÖNERİLER

Çocuğundaki dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu ile başa çıkmaya çalışan aileler yetersizlik duygusu, ümitsizlik ve üzüntü içerisinde olabilirler.

  • Ebeveynlerde bu tür hisler oluşmaya başladıktan sonra anneler ve babalar çoğunlukla çocuğun yetiştirilme tarzında bir hata olduğunu düşünerek birbirlerine suçlar şekilde yaklaşımlarda bulunabiliyorlar. Aile içerisindeki bu gerginlik hali, tutarsız ve sevgisiz davranışlar ne yazık ki DEHB ile başa çıkmaya çalıştığınız bu süreci yavaşlatacaktır.
  • Çocuğa yeni davranışlar kazandırma yolunda ilerlerken farkında olmadan fazla yüklenilebiliyor. Baskılama ve yüklenmeler çoğu zaman ailelere ve çocuklara fayda sağlamamakta.
  • Çocukların sergilemiş oldukları problem olarak adlandırılan davranışa odaklanmak yerine o davranışı ‘neden yapıyor, nasıl yapıyor ve ne şartlarda (çevresel faktörler var mı/yok mu) yapıyor?’ sorularına cevap bulmaya çalışılmalıdır. Bu sorulara odaklanarak bir çocuğun davranışları ile ilgili yola çıktığınızda hem çocuğunuzu daha iyi hissedip anlamış olacaksınız hem de çözüm üretme konusundaki bakış açınız genişlemiş olacaktır.
  • Evde ve okulda mutlaka kurallar öğretilmeli, çocuk nerede durması gerektiğini, durmazsa bedelinin (ceza değil) ne olacağını bilmelidir.
  • Çocuğa yaşına ve gelişim düzeyine uygun sorumluluklar verilmeli ve uygun bir şekilde onaylanmalı, takdir edilmelidir.
  • Çocuğu sürekli uyarılara, müdahaleye maruz bırakan, sürekli durdurmaya çalışan aile ve öğretmen, çocuğun artık olumsuz davranışlarını pekiştirmişlerdir. Yaptığı olumlu davranışlar görülmez olmuştur. Çocuğun her yaptığı olumlu davranış görülüp taktir edilmelidir ki bunlar pekişsin…
  • Çocukla her gün ortalama 30 dk zaman geçirilmelidir. Yaşına uygun bir şekilde oyun, etkinlik, kutu oyunları gibi bire bir zamanlara ihtiyaç vardır.
  • İletişim becerilerini öğrenin ve öğretin. Örneğin; Göz teması kurarak dikkatli bir şekilde dinleyin, ben dilini kullanın, empatik yaklaşın…
  • Motive edici bir şekilde konuşun, tehdit etmeyin, rüşvet vermeyin, koşullu iş yaptırmayın.
  • Duygularını anlayın ve siz de duygularınızı ifade edin.
  • Tutarlı ve kararlı bir şekilde davranın.
  • Ödül stratejisi işe yarayabilir bir yöntem fakat fazla ödüle boğulan çocuklarda aşılanmak istenen olumlu davranışların aksine olumsuz davranışlar görülebiliyor.  Çocukları ödüllendirirken dikkat edilmesi gerekenler;

1- Ödül olarak neler işe yarıyor? / Çocuğunuz nelerden hoşlanıyor?

2- Ödülü rüşvet gibi mi kullanıyorsunuz?

3- Küçük yaşlarda ödül davranıştan hemen sonra verilebilir ama belirlenen zamanda verilmesi önemlidir.

4-Yaş büyüdükçe ödüller somuttan soyuta doğru değiştirilmelidir. Bu yüzden bütün ebeveynlerin çocukların gelişim süreçlerini (duygusal, fiziksel, cinsel) bilmelerinde fayda vardır.

DEHB İLE İLGİLİ HİZMETLERİMİZ

DEHB tanısı almış çocuklarla ilgili Merkezimizde yapılan birden çok çalışma vardır. Çocuğun ve ailenin ihtiyacına göre danışmanlık yapılır, uygun ev ve yaşam alanı oluşturulur, doğru davranışlar ebeveyne öğretilir ve çocuğa uygun bir terapi yöntemi uygulanır.

  1. Bilişsel Davranışçı Terapi
  2. Deneyimsel Oyun Terapisi (2-9 Yaş)
  3. Ebeveyn Danışmanlığı
  4. Akıl Zeka Oyunları Atölyesi

 

Selin Ateşer

Psikolog / Çocuk ve Ergen Psikoterapisti

Deneyimsel Oyun Terapisti


kadinlarda-cinsel-isteksizlik_16_9_15217106721.jpg
11/Eyl/2019

“Kadın, içinde akan cinsellik nehrine, bir baraj inşa eder”

“Hiç içimden cinsel ilişkiye girmek gelmiyor”

“Eşim sevişmek istemesin diye çocukların yanında uyuyorum”

“Bana dokunmasını dahi istemiyorum”

“Kadın gibi hissetmiyorum”

İle başlayan cümleler genellikle cinsel isteksizlik problemini anlatır. Bir kişinin bilinçli ya da bilinçsiz bir şekilde cinsel heyecanını bir kişiye odaklaması sonucu, bu heyecan cinsel isteğe dönüşür.  Heyecanını yitirmekle başlar cinsel isteksizlik.

Doyurucu cinsel ilişki için öncelikle kişinin kendi içinde bir istek duyması, isteğin bir partnere yönelmesi gerekir ve bu süreç içinde kişinin mizacı ve iç dünyasıyla ilgili psikolojik etkenler, bedensel durumla ilgili biyolojik etmenler, bizi kuşatan ve içinde yaşadığımız çevresel ve kültürel etkenler belirleyici rol oynarlar.

Partnerler arasında yanlış anlamalara ve ciddi çatışmalara yol açan en önemli faktörlerden biri eşlerin cinsel istek düzeylerinin belirgin olarak farklı olmasıdır.

Cinsel İstek Nedir? 

Kişinin karşı cinsle ilişkiye girme arzusudur. Olası çekici cinsel partnere yönelik dikkatin olması, yazılı veya görsel erotik materyallere karşı ilgi, cinsel içerikli rüyalar veya fanteziler kurma, cinsel etkinlikle ilgili arzuların farkında olunmasıdır. Bir partnerle cinsel ilişkiye girmeyi istemektedir. Cinselliğin azalmasına ilişkin hayal kırıklığını da kapsamaktadır. Görme, koklama, işitme, dokunma, tatma, düşünce ve duygular cinsel isteği meydana getirir.

Cinsel İsteksizlik Nedir? 

Azalmış cinsel istek, yeterli cinsel uyarı olmasına rağmen cinsel fantezilerin ve cinsel etkinlikte bulunma isteğinin az olması veya hiç olmaması, cinsel arzu duyulmaması durumudur. Halk arasında “frijidite” ya da “cinsel soğukluk” olarak da adlandırılmaktadır.

Cinsel İstek Sorunlarında Görülen Duygular

  1. Kızgınlık ve Öfke: Kendine, partnerine, karşı cinse, cinselliğe
  2. Utanma: Fantezilerden, tutkudan, vücudundan, geçmiş deneyimlerinden, çocukluk döneminde cinsel istismardan, ilk cinsel deneyiminde bulunmaktan, tecavüzden, reddedilmekten, ebeveynlerinden, erotizmden
  3. Korku: Fantezilerden, fiziksel ağrıdan, hamile kalmaktan
  4. Endişe: Performanstan, reddedilmekten, fiziksel ağrıdan, uygun karşılık verememekten
  5. Suçluluk ve günahkarlık duygusu

Cinsel İsteksizliğin Nedenleri

  1. Genel Etiyolojik Nedenler:
  • Yaş
  • Genel sağlık sorunları
  • Geçmişteki olumsuz cinsel deneyimler
  • Evlilik ve ilişki sorunları
  • Depresyon
  • Dini inançlar
  • Obsesif Kompülsif Kişilik Bozukluğu
  • Cinsel kimlik gelişiminde kusurlar
  • Gebe kalmaktan ve hastalık kapmaktan korkma
  • Başarısızlık korkusu
  • Güvensizlik
  • Suçluluk ve günahkarlık duyguları
  • Cinsel ilişkinin sıklığının ve niteliğinin düşük olması
  1. Organik Nedenler
  • Hormonel bozukluklar
  • Doğum
  • Menopoz
  • İlaçların yan etkileri
  1. Primer Cinsel İstek Azlığı
  • Çok yüksek oranda bilinçdışı süreçlerle ilgilidir
  • Kadın, bir erkekle birlikte cinsel zevk almasına izin vermek konusunda bilinçsiz bir çatışma barındırır
  • Bu çatışmalara karşı savunmalar, özellikle kadının cinsel istek şeklinde tepki vermesini engeller.
  1. Sekonder Cinsel İstek Azlığı
  • İlaç yan etkileri ve sıklıkla depresyon
  • Psikojenik travma olabilir.

Cinsel İsteksizlik Ne Sıklıkla Görülür? 

Cinsel isteksizlik, kadınlarda erkeklerden daha fazladır. Cinsel isteksizlik kadınların ortalama %33’ünde görülür. Oranlar yaşa bağlı olarak artmaktadır.

TEDAVİ NASIL UYGULANIR?

Tedavi, neden olan faktörün ortaya konmasından sonra mümkündür. Tedavinin amacı eşler arasında bir uyum oluşturulması ve aralarındaki bozulan iletişimin yeniden düzenlenmesidir. Eğer eşlerden birinde belirgin düzeyde cinsel istek azlığı varsa istek düzeyini arttırmaya çalışmak gerekir. Bazen de eşlerden birinde aşırı isteklilik ve talepler varsa dengeyi sağlamak açısından bu istek ve talepleri azaltmak gerekebilir. Bu nedenle tedaviye “çift” olarak başlanır ve devam edilir. Herhangi bir organik hastalık saptanamamışsa isteksizliğin nedeni psikolojiktir. Bu durumda çiftlerin birlikte terapötik yardım alması gerekmektedir:

  • Cinsel Terapi
  • Evlilik Terapisi,
  • Bedensel egzersizler,
  • Cinsel egzersizler,
  • Cinsel hayatta kısa ayrılıklardan sonra bir araya gelme, eğitim amaçlı erotik videolar seyretme, kıyafet değişikliği, tavırlardaki bir değişiklik, mekân değişikliği gibi küçük değişiklikler ve fanteziler yapılması vb. cinsel yaşama yeniliklerin kazandırılması şeklinde ÇİFTE ÖZEL BİR TEDAVİ PLANI uygulanır.

Cinsel İsteksizlik Hakkında Bilinmeyenler

  • Yapılan araştırma sonuçlarına göre seks; stres, yorgunluk ve baş ağrısıyla savaşır ve bu sayede bünyeyi de rahatlatır. Yani Sex İyileştirir!
  • Bazı kadınların kendiliğinden cinselliğe ilgileri yoktur fakat eşlerinin yaklaşımına fizyolojik bile olsa yanıt verir, uyarılır ve orgazm olurlar.
  • Kadınlarda aşk cinsel isteği artıran bir etkendir.
  • Cinsel isteksizlik,  kadının kısır olması demek değildir. Çünkü kadınlar hiç cinsel birleşme yapmadan da gebe kalabilirler.
  • Genel olarak bütün kadınlar; yeterli bedensel ve ruhsal uyarmalarla hazırlandıkları takdirde, cinsel birleşmeden zevk alabilirler.
  • Kadınların büyük çoğunluğu cinsel isteksizliklerinin gerçek nedenini kocalarının beceriksizliğinde ararlar. Oysa çoğu kez durumdan erkek kadar, hatta ondan daha fazla, kadın sorumludur.
  • Cinsel isteksizlik genellikle çiftler arasındaki sorunları yansıtır.

Anahtar Kelimeler: Osmaniye Psikolog, Osmaniyede Psikolog, Cinsel İsteksizlik, Kadın Cinselliği, Cinsel Yaşam, Cinsel Terapi

Güzide TÜRKYILMAZ

Uzm. Psikolojik Danışman/Cinsel Terapist


1059592_940x5311.jpg
11/Eyl/2019

Depresyon, Psikoterapi İle Tedavi Edilebilir..

Mutsuzum…
Çok yorgunum…
İçimden hiçbir şey yapmak gelmiyor…
En sevdiklerim bile umurumda değil…
Hayattan hiçbir beklentim yok…
Kolumu kaldıracak halim yok…
Sabahları dayak yemiş gibi kalkıyorum…
Hiçbir şey hissetmiyorum…

Diyen birinin depresyonda olma ihtimali oldukça yüksektir. Kelime anlamı çökkünlük olan depresyon; ruhsal olarak bireyin çökkünlük yaşaması, yani üzüntü, keder, mutsuzluk, karamsarlık, isteksizlik, durgunluk gibi belirtiler göstermesi anlamına gelir.

Bazen depresyon kelimesi, hüzün veya kayıp duygusunu tarif etmek için kullanılır. Bu duygular her insanda zaman zaman görülebilir ve çoğunda birkaç saatte veya birkaç günde geçer. Böyle zamanlarda insanlar normal faaliyetlerini de yürütebilirler. Depresyon adıyla tanımlanan klinik rahatsızlık ise keder duygusundan farklıdır. Depresyondaki keder duyguları çok daha yoğun ve uzun sürelidir. Daha önceden hoşlanılan faaliyetlere karşı ilgi kaybolması sıktır. Günlük işleri bile yürütmek son derece zorlaşır. Yaşamın önemli alanlarında; iş, aile, sosyal yaşam başta olmak üzere bozulmalara yol açar.

Depresyon ruhsal bir rahatsızlıktır; kişinin ahlakı, zekâsı veya iyi ya da kötü birisi olmasıyla ilgisi yoktur. Çevresel, kalıtsal, biyolojik, duygusal, fizyolojik ve bilişsel etkenlerin hepsi veya birkaçı depresyonun ortaya çıkmasında rol oynarlar. Yaşanan olaylar, kişilik yapısı ve bunlara eşlik eden beyindeki değişiklikler beraberce depresyona neden olduğuna inanılan üç ana etkeni oluşturur. Birçok kişi beyindeki bu değişiklikleri sıkıntı verici olaylar, olumsuz düşünme biçimi alkol, çeşitli ilaçlar ve kimi bedensel vb. gibi durumlar tetikleyebilir. Genel olarak yaşam boyu yaygınlığı kadınlarda %10-25, erkeklerde %5-12 oranında olduğu bildirilmektedir.

Hepimizin hayatında bazı zorlayıcı olaylar, kayıplar, sorunlar vardır. Bu sorunlarla baş etme gücümüz bazen yeterlidir bazen ise belki de uzun süreli ve üst üste gelen zorlayıcı yaşam olaylarının ardından depresyon yaşanması söz konusu olabilir. Depresyon üzüntü duygusundan çok daha yoğun ve uzun sürelidir. Kişinin kendisine, çevresine ve geleceğine yönelik olumsuz algılayışı ve yorumlaması söz konusudur. Kişi, daha önceden keyif alarak yaptığı, kendini mutlu eden faaliyetlerden artık hoşlanmaz, zevk almaz ve bunlara karşı ilgisi kaybolmuştur. Kişinin hiçbir şeyi umursamaması, hayatındaki en değerli insanları dahi görmek istememesi ile kendini gösterir. Kişi için yıkanma, giyinme, ev işleri gibi basit faaliyetleri bile yürütmek son derece zorlaşır. Depresyon iş, aile, sosyal yaşam olmak üzere yaşamın önemli alanlarında bozulmalara yol açar. Giderek o kadar kötü bir hal alabilir ki kişi gelecekle ilgili umutsuzluğa kapılarak ölümün tek çözüm olduğunu düşünebilir. Bu nedenle, tehlikeli bir hastalıktır.

Depresyon tanısı konurken belirtilerin şiddetli, uzun süreli veya sık görülmesi koşulu aranır.

Anlattığımız belirtilerin yanı sıra depresyondaki diğer önemli belirtiler şunlardır:
• Çabuk yorulma, enerjinin azalması
• İlgi kaybı, zevk almama
• Durgunluk, az konuşma, karamsarlık
• Kendine güvende azalma, kararsızlık
• Pişmanlık, suçluluk duyguları
• Dikkat ve konsantrasyon sorunları
• Sinirlilik, huzursuzluk
• Uyku problemleri (aşırı uyuma ya da uykusuzluk)
• Beslenme değişiklikleri
• Bedensel şikayetler
• Cinsel istekte azalma

Depresyon tanısının konması için; bu belirtilerden en az beş tanesinin, hemen her gün 2 hafta boyunca yaşanıyor olması gerekir. En önemli belirleyici faktör; kişinin normal yaşantısını sürdüremiyor olması yani uzun süreli işlev kaybıdır.

Peki depresyonda olan kişi ne yapabilir?

Bu anlatacaklarım hafif depresyondaki hastaların daha rahatlıkla uygulayabilecekleri bilgiler. Bazı hastalarımız, “Sadece uyumak istiyorum. Yataktan çıkmak istemiyorum. Dünya umurumda değil.” diyerek eskiden keyif aldığı aktivitelerden iyice uzaklaşmakta ve hayattan kopmaktadırlar. Öncelikle hareketsizlikten uzak kalınmalıdır. Hiçbir depresyon hastası yatarak dinlenemez. Sürekli yatakta olmak, sadece depresyonu artırır. Böylelikle kişi, sağlıksız yani kendisini mutsuz eden davranışlardan uzaklaşarak, sağlıklı olanlara hayatında yer vermeye başlamalıdır. Kendisine aktivite günlüğü hazırlayıp, mutlu olduğu ve kendini iyi hissettiği aktivite, kişi ve ortamları seçmek en iyisi olacaktır. Hani denir ya “Seni mutsuz eden kişilerden uzak dur” aynen öyle.

Böylece;
• Hayatın tamamına yayılmış, genel bir çaresizlik durumu olmadığını görmeye başlar.
• Kalıcı ve sürekli bir çaresizlik değil, geçici bir çaresizlik içinde olduğunu fark eder.
• Sadece kendi başına gelen bir kötülük durumu değil, herkesin başına gelebilecek genel bir durum olduğunu görmeye başlar.

Depresyonda Tedavi Yöntemleri

Depresyon tedavisi farklı şekillerde uygulanabilmektedir. En sık kullanılan yöntemler ilaç ve psikoterapidir. Depresyon tedavisinde dünya genelinde en çok kullanılan terapi yöntemi Bilişsel Davranışçı Psikoterapi (BDT)’dir.

Her hastalıkta olduğu gibi depresyon tedavisinin ardından da yineleme ihtimali vardır. Ancak bu, kişiye göre değişiklik gösterir. Psikoterapi daima faydalıdır ama bazı tip depresyonlar için tek başına yeterli olmayabilir. İlaç tedavisinin sonucunda da, yineleme oranı %80’lere ulaşabilmektedir. BDT alan depresyon hastalarında yineleme oranı %25 olarak tespit edilmiştir. Gerek Bilişsel Davranışçı Psikoterapi, gerekse ilaç tedavilerinde yaklaşık %60-70 civarında hasta, verilen ilk tedaviye cevap vermektedirler. Bu oran, daha sonra tedaviye cevap vermeyen hastalarda başka yöntemlerin de eklenmesiyle %90’lara ulaşır. Hafif ve orta şiddetli depresyonda bu konuda yetkin kişilerce uygulanan Bilişsel Davranışçı Psikoterapiyle, ilaç etkisine yakın oranda başarı elde edilmektedir. Ancak tek başına terapi uygulandığında, ilk haftalarda haftada iki ya da üç kez terapistle görüşme yapmak gerekir. Bu sürecin kesintiye uğramaması, düzenli bir şekilde olması çok önemlidir.

***İlaç tedavisinin Bilişsel Davranışçı Psikoterapi kadar etkili olabilmesi için ömür boyu kullanılması gerekir.

Anahtar Kelimeler: depresyon, bilişsel davranışçı terapi, depresyon tedavisi, depresyondan kurtulmak, depresyon belirtileri, osmaniye psikolog, osmaniyede psikolog

Güzide TÜRKYILMAZ
Uzman Psikolojik Danışman/Psikoterapist


14671095050811.jpg
11/Eyl/2019

Halk arasında Takıntı Hastalığı olarak bilinen OKB, kendiliğinden geçen bir rahatsızlık değildir!!

Anksiyete (kaygı) türü bir rahatsızlık olan Obsesif-Kompülsif Bozukluk (OKB), insanları tekrarlanan düşünce ve davranışlar döngüsüne hapsederek kısıtlayan bir hastalıktır.

Obsesif-kompülsif bozukluğu olan kişiler, kontrol edemedikleri yinelenen ve stres yaratan düşünceler, hayaller veya görüntüler (obsesyonlar) nedeniyle sıkıntı yaşarlar.

Bu düşüncelerin yarattığı sıkıntıya dayanamayacaklarını düşünerek kendilerini rahatlatmaya çalışırlar; bazı ritüelleri ya da rutinleri acil olarak gerçekleştirmeye (kompülsiyonlar) çalışırlar.

Ritüeller, takıntılı düşünceleri önleme veya akıldan uzaklaştırma girişimiyle yapılır.Örneğin; mikrop ya da hastalık bulaşmasından fazlasıyla korkan birinin evine misafir gelip gitmesinin ardından tüm evi temizlemesi, dışarı çıkıp geldikten sonra defalarca uzun uzun ellerini yıkaması gibi. ellerin yıkanması ya da temizliğin saatlerce yapılması ritüel haline dönüşmüştür.

Obsesif Kompülsif Bozukluğun (OKB), farklı tipleri vardır. şimdi bunları görelim:

REAKTİF TİP:

Halk arasında çok bilinen türü, sıklıkla el yıkama ve aşırı temizlik yapmaktır.

Bunun yanında sayı sayma, biriktirme, kontrol, düzenleme gibi takıntı türleri vardır.

Kişi istemese de, saçma gelse de bunları yapar. Yapmadığı zaman, sıkıntı yaşar. Bu sıkıntıdan kurtulup rahatlamak için elini defalarca yıkar, kendisini/evini/ temizler, evdeki herkesin temizlenmesini sağlar, ya da sürekli ocağı/ kapıyı kontrol etmekten kendini alamaz..

OTOJENİK TİP:

İstenmeyen düşünce, hayal ya da görüntülerin kişinin sürekli aklına gelmesi ve bu düşüncelerden kurtulmak için başka şeyler düşünmeye çalışması, bu düşünceleri düşünmemeye çalışması, ısrarla gelen düşünceleri analiz etmesi ile seyreden bir bozukluktur.

Kişi bu düşünceleri tehlikeli bulur, bir anlam yükler; bastırmaya çalışır, dikkatini dağıtmaya çalışır ya da sürekli neden geldiğini ne anlama geldiğini analiz eder. Ve dolayısıyla bu istenmeyen düşünceler; daha sık gelmeye başlar, daha ısrarcı ve yapışkan hale gelir.

TEDAVİYİ NASIL YAPIYORUZ?

OKB kendi kendine geçen bir rahatsızlık değildir. Bu yüzden tedavi edilmesi önemlidir. En iyi tedavi yöntemi Farmakoterapi (ilaç) ve Bilişsel Davranışçı Terapisinin (BDT) birlikte yürütülmesidir.

Tek başına Farmakoterapi uygulandığında yeterli olmadığını görmekteyiz. İlacın kullanıldığı süre içinde rahatlama gerçekleşmekte ancak ilaç bırakıldığında takıntılı düşüncelerin tekrar gelmeye başladığını ve rahatlama davranışlarının (yıkama, temizleme, kontrol etme vb.) tekrar yapılmaya başlandığını görmekteyiz. Bu nedenle hem ilaç hem BDT uygulanması kesin sonuç almamızı sağlamaktadır.

Bilişsel Davranış Terapi (BDT):

Bilimsel verilere ve öğrenme kuramlarına dayanan, konuşmaya dayalı bir Psikoterapi yöntemidir. Bu Terapi yönteminin öncelikli hedefi; tekrarlayan rahatsız edici düşünceleri ile ilgili hastayla konuşmak, bunlarla ilgili mantıklı ve gerçekçi bir bakış açısı oluşturmaktır.

Obsesif Kompülsif Bozukluğu olanlarda sıkça görülen abartılmış veya felaketler içeren düşünceleri azaltmaya da odaklanılır.

İkinci hedef; Obsesif Kompülsif Bozukluğu olan kişilerin tekrarlayan davranışlarını gerçekleştirmeden, korkularıyla adım adım yüz yüze gelmelerini sağlamaktır. Bunu gerçekleştirmek içinde, hastayla birlikte, ona özel bir plan oluşturulur.

Yani hem takıntılı düşüncelerle hem de tekrarlayan davranışlarla çalışılır. Hastaya planı dahilinde düzenli olarak uygulamalar verilir ve haftada bir görüşülerek takibi yapılır. Hastanın takıldığı noktalar ayrıntıları ile konuşularak ilerlenir.

Tecrübelerimiz bu rahatsızlığın % 100 tedavi edilebildiğini göstermektedir.

Her rahatsızlıkta olduğu gibi, öncelikle danışanın iyileşmeyi istemesi, tedaviye inanması ve tedavi planını istikrarlı bir şekilde uygulamasına ihtiyaç vardır.

Anahtar Kelimeler: Obsesif kompülsif bozukluk, takıntı hastalığı, osmaniye psikolog, bireysel terapi, bilişsel davranışçı terapi, osmaniyede psikolog

Güzide TÜRKYILMAZ

Uzman Psikolojik Danışman/ BDT Psikoterapisti


Osmaniye’ de Psikolog

18 yılı aşkın süredir alanında aktif bir şekilde hizmet veren, Uzman Psikolojik Danışman Güzide TÜRKYILMAZ; çocuk, ergen ve yetişkinlerde Ruh Sağlığı Hizmetleri ve Psikolojik Danışmanlık alanındaki profesyonel çalışmalarını Ankara’dan Osmaniye’ye getirmiş olmanın mutluluğunu yaşamaktadır.

Her Hakkı Saklıdır. GebzeSoft 2018

mobil-telefon mobil-whatsapp