Online-WISC-R-Zeka-Testi-Sertifika-Programi-736x414.jpg
29/Kas/2019

WISC – R zeka testi 6-16 yaş grubuna yönelik uygulanan bir zeka testidir. Bu test bireysel olarak uygulanan bir testtir.

WISC – R ZEKÂ TESTİ

WISC – R zeka testi 6-16 yaş grubuna yönelik uygulanan bir zeka testidir. Bu test bireysel olarak uygulanan bir testtir. Uygulaması 1 – 1,5 saat sürmektedir. Her alt testin soruları test yönergesine uygun bir şekilde çocuğa yöneltilir ve çocuktan sorulan soruları yanıtlaması istenir.

WISC – R zeka testi 1939 da yetişkinler için hazırlanmıştır (Wechsler-Bellevue) olarak adlandırılan bu ölçek 1955 yılında yenilenmiş ve adı WAIS (Wechsler Yetişkinler Zeka Ölçeği) olarak değiştirilmiştir.

1949 yılında David Wecsler tarafından geliştirilmiş, 6-16 yaşlarındaki çocuklar için WISC’i ( Wechsler Çocuklar için Zeka Ölçeği) hazırlanmıştır. Bu ölçek 1974 yılında gözden geçirilmiş ve standardizasyonu yapılmış böylece WISC- R (Revize Edilmiş Versiyonu) ortaya çıkmıştır. Wechsler daha sonra 4-6 ve 2 yaşlarındaki okul öncesi çocuklar için WPPSI’i (Wechsler Okul Öncesi Çocuklar İçin Zeka Ölçeği ) hazırlamıştır. Wechsler’in getirdiği yeni sistemin en önemli yararı, çocuğun yerini kendi yaşıtları içerisinde görebilmek ve zaman içerisinde bazı karşılaştırmalara gidebilmektir.

Wisc-r Zeka Testinin Üstün Yönleri Nelerdir?

Wisc-r zeka testi ülkemizde kullanılan yetenek ve zeka testleri arasında geçerlik ve güvenirliği en yüksek olanıdır. Alt testlerinde değişik yetenek alanlarından örnekler bulunması, yorum ve puanlama kriterlerinin netliği, sonuçlarının açık, anlaşılır ve tatmin edici olması bu zeka testinin daha fazla tercih edilmesine neden olmaktadır.

Wisc-r zekayı çeşitli boyutlardan oluşan bir genel yetenek olarak kabul etmektedir. Wisc-r zeka testinde her alt test farklı bir yeteneği ölçebilmek amacıyla geliştirilmiştir. Bütün alt testlerde kendini gösteren bir genel zekanın varlığı kabul edildiği için alt testler arasında anlamlı ilişkiler bulunması beklenmektedir. Alt testlerden alınan standart puanlar arasındaki belirgin sapmalar klinik veri niteliği taşır ve deneyimli bir wisc-r uygulayıcısı öğrenme güçlüğü, disleksi gibi olası problem alanlarını bu testin yorumlanması esnasında tespit edebilir.

Üstün yetenekli çocuklara yönelik akademik çalışmalar yürüten tüm kurumlar ve okullar Wisc-r zeka testi sonuçlarına göre değerlendirme yapmaktadırlar.

Wisc-r zeka testi ile çocuğunuzun zihinsel gelişimini bilimsel sonuçlarla takip edebilme imkanına sahip olarak gerekli eğitim desteğini erken yaşlarda verme fırsatı yakalayabilirsiniz.

Wisc-R Zeka Testini Kimler Uygulayabilir?

Zeka testleri sağlık ve özel eğitim alanlarında çok önemli ve vazgeçilmez katkılar sunan bir ölçüm aracıdır. Wisc-r testi ve diğer zeka testi uygulamalarında Ölçme Aracını Uygulayanlarda Aşağıdaki niteliklerin Bulunması Beklenir;

Psikolojik danışma ve rehberlik,

Eğitimde psikolojik hizmetler,

Dolayısıyla testi uygulayacak personel Psikoloji lisans mezunu olmalı aynı zamanda bu ölçme aracıyla ilgili resmi ve özel kuruluşlar ya da meslek örgütleri tarafından verilen eğitim yaşantısına katılarak uygulayıcı yeterlilik sertifikasına sahip olmalıdırlar.

Wisc-r Zeka Testini Tanıyalım

Wisc-r bireylerin zihinsel performanslarını belirlemek amacıyla uygulanan bireysel bir zeka testidir. Wisc-r testi, sözel ve performans olmak üzere iki bölümden, her bölümde bir yedek, 5 ana test olmak üzere altı alt testten oluşmaktadır. Herhangi bir alt testin bozulması durumunda bozulan alt testin bulunduğu bölüme ait yedek test uygulanır. Wisc-r testi sonucunda bireye ait sözel, performans ve genel olmak üzere üç zeka bölümü elde edilir. Wisc-r testinin bazı alt testleri süreye dayalı olarak uygulanır. Bu iki gruba ait testler birbiri ardına verilir. Yani çocuğunuz, sözel zeka bölümüne ait bir test uygulandıktan sonra, çocuğa bir performans zeka testi verilir.

Sözel Zeka Grubuna ait alt testler:

  • Genel Bilgi,
  • Benzerlikler,
  • Aritmetik,
  • Sözcük Dağarcığı,
  • Yargılama,
  • Ek test olarak Sayı Dizisidir.

Performans Zeka Grubuna ait alt testler ise:

  • Resim Tamamlama,
  • Resim Düzenleme,
  • Küplerle Desen,
  • Parça Birleştirme,
  • Şifre,
  • Ek test olarak Labirentler’dir.

Ek test olan Sayı Dizisi ve Labirentler çocuğa uygulanmak zorunda değildir. Ancak, sayı dizisi testi çocuğun kısa-süreli belleğini (short-term memory) ölçmede etkili bir test olduğundan uygulanması tavsiye edilir.

WISC-R Testi’nde Sözel ve Performans Bölümlerinin Farkı Nedir?

WISC-R Testi’nde sözel bölüm, çocuğunuzun kelime ve ifade bazlı becerilerini ölçer. Bu bölümde genel bilgi, yargılama, aritmetik gibi alt testler vardır. WISC-R Testi’nin performans bölümü ise çocuğunuzun zihinsel resimlendirme, şekillendirme ve hizalama becerilerini ölçer. WISC-R Testi’nin performans bölümü bu yüzden daha çok görsel ve elle manipule edilebilen alt testlere sahiptir. Bu alt testler: Resim Tamamlama, Resim Düzenleme, Küplerle Desen, Parça Birleştirme, Şifre ve ek test olarak Labirentler’dir.

 

Anne-Babalara Önemli Not:

Bu yazıyı okuyan anne-babalardan bir psikolog olarak ricam, anne-babalar çocuklarına WISC-R testi yaptıracaklarsa veya yaptırmışlarsa çocuklarına kesinlikle bir performans tedirginliği yansıtmamalılardır. Çocuklarıyla burada okudukları bilgileri paylaşmamalıdırlar. Bu bilgileri paylaşmak veya çocuğunuzu WISC-R testine ‘çalıştırmak’ sadece çocuğunuzun test sonuçlarının normali yansıtmamasına ve geleceğinin bundan oldukça etkilenmesine sebep olur. Çünkü küçücük bir yönlendirme bile bu testlerden şeffaf sonuç alınmasını engelleyebilir. Ayrıca anne-babaların çocuklarının zeka testi sonuçları ile ilgili aşırı endişelenmelerine ve bu stresi çocuklarına yansıtmalarına hiç gerek yoktur, çünkü çocuğunuzun bu alanlardaki ölçümleri sizin ve okulunun desteğiyle değiştirilebilecek ve oldukça ilerletilebilecek ölçümlerdir. Çocukların zekası oldukça esnektir, ve bir o kadar da etkileşime açıktır. Dolayısıyla WISC-R testinden aldığınız sonuçları çocuğunuzun geliştirilmesi veya dikkat edilmesi gereken yönleri olarak değerlendirmeniz hem çocuğunuzun geleceği, hem de sizin çocuğunuzla ilişkinizin korunması açısından son derece önemlidir.

 

Güzide TÜRKYILMAZ

Uzm. Psikolojik Danışman / Wisc-r Zeka Testi Uygulayıcısı


1148537_940x5311.jpg
29/Kas/2019

Yıllarca evin tek çocuğu olan, her ihtiyacı olduğunda anne ve babasına sığınabilen ve ilgi gören çocuğun, yeni bir bebeğin gelişine alışması oldukça zordur.

Eyvah Kardeş!

Yıllarca evin tek çocuğu olan, her ihtiyacı olduğunda anne ve babasına sığınabilen ve ilgi gören çocuğun, yeni bir bebeğin gelişine alışması oldukça zordur. Bu travmatik değişimle karşı karşıya gelmek ne kadar zorsa bununla başa çıkmaya çalışmak ve tolere edebilmek bir o kadar daha zordur. Birden fazla çocuğu olan ebeveynlerin en çok sorun yaşadığı konudur “KARDEŞ REKABETİ”.

Ebeveynler her ne kadar çocuklarını evdeki bu büyük değişime hazırlamış olsalar da, kardeşe öfke duygusunun ortaya çıkması kaçınılmazdır. Özellikle ebeveyne ve bebeğe karşı saldırgan davranışlar halinde ortaya çıkabilir.

Büyük çocuk huzursuzdur çünkü annenin şefkatini, sıcaklığını, babanın ise ilgisini ve desteğini paylaşmak zorunda kalacağı bir kardeşi vardır artık.. Böyle bir durumda; çocuklar huzursuzluklarını genellikle agresif davranışlar, işbirliğine yanaşmama, aşırı talepkar davranışlar veya regresif (yaşından daha küçük çocuk/bebek gibi davranma) davranışlar sergileyerek gösterebilir. Huzursuzluk belirtilerinin ortaya çıkması, büyük çocuğun kendini güvensiz ve endişeli hissetmesinden dolayı ortaya çıkar; yani çocuğun sergilediği çoğu davranış, bir anlam ve neden içerebilir!! Bu yüzden onu azarlamak, cezalandırmak veya “SEN ARTIK BÜYÜDÜN, ABİ/ABLA OLDUN” gibi söylemlerde bulunmak hem içinde bulunduğunuz krizi daha çok büyütebilir hem de çocuğun duygusal ve ruhsal sağlığını daha çok yaralayabilir. Anne ve babayı paylaşmak zorunda kalmak çocuğun, verilen sevgi ve şefkati sorgulamasına neden olur ve yeni bebek yüzünden kendini tehdit altında hisseder.

NEYE İHTİYACI VAR?

1-Sevgi ve güven

2-Öfkesini boşaltmak

Her gün 30 dakika birebir vakit geçirip bütün ilginizi ve sıcaklığınızı çocuğunuza verebilirsiniz. Ancak bunu düzenli olarak yapmalısınız. Ortaya çıkan yaşamsal engellerle ilgili önceden bilgilendirerek oyun saatinizi birlikte belirleyebilirsiniz. Onu bir birey olarak koşulsuz şekilde kabul edip, saygı duymanız ve 30 dakika süresince o ne isterse müdahale etmeden, tavsiyede bulunmadan bu vakti değerlendirmek sevgi ve güveninize inanmasını sağlayacaktır. Ayrıca ağlama ve öfke nöbetlerine izin vererek kin ve öfke boşaltma ihtiyacı karşılanabilir. Küçük bir nedenden dolayı patlama yaşayabilir. Bu tür kriz anlarını koşulsuz sevginizle ve sıkıca sarılmanızla karşılamanız, “çok kızdın”, “şuan çok üzüldün” gibi yaşadığı duygularını ona yansıtmanız, yumuşak bir ses tonuyla “yanındayım merak etme”, “güvendesin” demeniz onu zaman içerisinde sakinleşecektir. Yani çok fazla kelimeye ihtiyacı yoktur çocukların!!

 

EVDE NELER YAPILABİLİR?

# Çocukların her biriyle ayrı ayrı oynanan yönlendirilmemiş (kendisinin istediği gibi, özgürce) oyun saatleri yapılmalıdır. Oyunu çocuğunuzun yönlendirmesine izin verirken bütün ilginizin çocuğunuzda olduğundan emin olun! Bu oyun saatlerinde çocuklar kendini özel hissedecekler ve sizler de onların duygusal dünyalarına adım atma şansına sahip olmuş olacaksınız.

# Gücün çocukta olduğu oyunlar üretebilirsiniz. İster ayrı ayrı ister ekip olabilecekleri oyunlar ile onların kendilerini güçlü hissetmelerine ve oyun içindeki duygusal değişimleriyle nasıl baş ettiklerini görmelerine imkân sağlamış olacaksınız. Ebeveyne karşı oynanan güç oyunları çocukların takım olmalarını sağlar. Böylelikle işbirliğini tatmış olmaları öfke ve rekabet duygusunu kısa zaman sonra ortadan kaldıracaktır. Burada sizin tutarlılığınız önemlidir.

# İşbirliği ile gerçekleştirilen eğlenceli aktiviteler yapabilirsiniz. Bloklardan kule yapmak veya ortak bir hikaye yaratmak gibi…

Siz tüm bunları yaparken, desteğe ihtiyaç duyduğunuzda danışmanlık almaktan çekinmeyin..

BİZ MERKEZİMİZDE NELER YAPIYORUZ?

1- Deneyimsel Oyun Terapisi (2-8 yaş)

2- Bilişsel Davranışçı Terapi (8 yaş üstü çocuk ve ergen)

osmaniye psikolog, osmaniyede psikolog, osmaniye pedagog, osmaniyede pedagog, kardeş kıskançlığı

Selin ATEŞER

Psikolog / Oyun Terapisti


346422.jpg
29/Kas/2019

Çocuğun Yaşadığı Büyük ya da Küçük Bir Travmatik Olayı Görmezden Gelmemiz, Daha Büyük Sorunlara Neden Olacaktır!!

Van Depreminin ardından yazılmıştır..

Bir yakının kaybının görülmesi, depremi yaşamak, tacize uğramak, trafik kazası geçirmek gibi olaylar travmatik olaylardır. Biz de, çocuklarımız da bu gibi travmatik olaylardan etkileniriz ve travma sonrası stres bozukluğu yaşayabiliriz. Bunu, farklı tepkiler vererek yaşarız. Olay olmamış gibi kaçınma tepkisi verebiliriz. En küçük bir belirtide travmatik olayı yeniden yeniden yaşarız. Deprem yaşayan bir insanın “her an sallanıyormuş gibi” hissetmesi buna örnek verilebilir. Aşırı kaygı tepkisi, depresyon ve üzüntü tepkisi verebiliriz. Şuan Van’da, Erciş’te pek çok çocuk, bu tepkileri veriyor. Küçük bir kız çocuğu gülümseyerek, “öğretmenlerimizin hepsi öldü, biz okul istiyoruz” dediğinde, çocuğun dimdik ayakta durmaya çalıştığı ancak derin bir travma geçirdiği apaçık ortadaydı.

Okul Öncesi Dönemdeki Çocuğumuz Nasıl Tepkiler Verebilir?
 Yatak ıslatma, parmak emme, ani heyecanlanma, anne-babaya yapışma, tikler, uyku sorunları.
 Kaçınma davranışı ve içe kapanma.
 Genel bir kaygı hali; hayvanlardan, karanlıktan, yabancılardan korkma.
 Tekrarlayan oyun ve ritüeller (belirli bir davranışı saplantılı bir şekilde tekrarlama)
 Kendi hayal ettikleri şeylerle (örneğin, kendilerine ait saldırgan fantezilerle), gerçek olanları karıştırma. Bu yaş grubundaki çocuklar kötü olayların kendi kötü düşüncelerinden kaynaklandığını düşünüp üzülebilirler. Bu tip bir hayalci düşünce zihinsel bulanıklık, utanç, kaygı ve dünyayla ilgili yanlış yorumlar yapmaya yol açabilir. Annesinin başına gelen olumsuz bir olayın, hastalığın kendi suçu olduğunu düşünebilir örneğin.

Okul Öncesi Çocuğumuz İçin Neler Yapılabilir?
 Rahatlatmaya ve güven vermeye çalışın. Çocuğunuzu sık sık sevip okşayın ve yanında olduğunuzu hissettirin.
 Uyumadan önce yanına gidin, başını okşayın, varsa ılık bir süt verin ve elini tutarak ninni söyleyin.
 Bir süre için gerekirse sizinle yatmasına izin verin.
 Oyun hamuruyla oynama, çizme, boyama yoluyla duygularını ifade etmesine fırsat verin.
 Oyunlarını gözlemleyin. Kaygı seviyesi yükselmişse, mutlaka yansıtıyordur. Gerekirse, profesyonel yardım alın.

Doğru İletişim İçin Yapılmaması Gerekenler
 Konuşulanları yarıda kesmeyin.
 Yargılamayın ve eleştirmeyin.
 Çok fazla konuşmayın.
 Anlatılanlara gülmeyin ve çocuğunuzu utandırmayın.
 Saldırgan tavırlar takınmayın.
 Duygularınızı gizlemeye çalışmayın. Çok abartılı olmayan bir biçimde duygunuzu gösterebilir ve ben dili kullanarak neler hissettiğinizi çocuğunuzu korkutmadan paylaşabilirsiniz. Örneğin; “Deprem anında, kendimi çaresiz hissettim. İlk başta ne yapacağımı bilemedim. Ancak ….” şeklinde konuşabilirsiniz.
 Zıtlaşmayın ve tartışmayın.
 Çocuğunuz çok etkilendiğinde veya ağlamaya başladığında tedirgin olmayın, sakin kalmaya çalışın ve çocuğunuza dokunun.
 Ne olursa olsun savunmaya geçmeyin, sadece dinleyin.
 Dinlerken başka şeylerle meşgul olmayın. Göz teması kurun.
 Çocuğunuzu kararlar vermeye veya yorum yapmaya zorlamayın.
 Hiç bir şekilde çocuğunuz hakkında yorum yapmayın.
 Telefonda veya kendi aranızda konuştuklarınıza dikkat edin. Sizi oyun oynarken dahi dinliyor.

Doğru İletişim İçin Yapılması Gerekenler
 Yumuşak bir sesle ve acele etmeden konuşun.
 Yeri ve zamanı uygun olduğunda şaka yapın ve gülümseyin.
 Göz teması kurun.
 Çocukla yüz yüze konuşun, gerekirse ona daha yakın olmak için yere çömelin veya yanına oturun.
 Açık uçlu sorular sorun (cevabı evet ya da hayır şeklinde olmayacak sorular). “Korktun mu? yerine “Nasıl hissediyorsun” gibi. Böylece çocuğunuz daha fazla şey söyleyebilir.
 Basit ve anlaşılır bir dil kullanın.
 Geribildirim verin. Dikkatli bir şekilde dinleyin ve dinlediğinizi davranışlarınızla belli edin.
 Empatik, sabırlı ve kabul edici olun. Bunun için kendinizi çocuğunuzun yerine koyup ne düşündüğünü, neler hissettiğini anlamaya çalışın.
 Etkileşime önem verin, uygun olduğunda çocuğunuza dokunun, omzuna elinizi koyun, sarılın.
 Gerçekçi ve belirli önerilerde bulunun.

Aile bireylerimiz arasındaki sevgi bağı ne kadar güçlü ise, olağanüstü durumlar bizi o kadar az sarsacak ve yaşadığımız travma o denli az olacaktır. Her konuda alacağınız önlem, sizi güçlü kılacak. Hepinize bu zor dönemde ve her acil durum sırasında kolaylıklar diliyorum. Evinizde sevgi ve dayanışma ruhu diliyorum. Sonradan pişman olacağımız ihmallerimizin kurbanı olmayalım…

Sonuç olarak; çocuğumuzun duygularını şefkatle ve sevgimizi ileterek anlamamız büyük oranda onu rahatlatacaktır. Büyük bir travmanın ardından dikkat çekici davranış değişiklikleri, beslenme ve uyku sorunları ortaya çıkmışsa mutlaka uzman desteği alınmalıdır.

 

Güzide TÜRKYILMAZ

Uzman Psikolojik Danışman /Pedagog


aklvezeka05.jpg
29/Kas/2019

Akıl Zeka Oyunları, beyindeki sinaptik bağlantıları artırarak beyni daha iyi kullanmayı sağlar!!

AKIL VE ZEKA OYUNLARI YARARLI MI?

Bu soruya cevap vermeden önce aklıma şu soru geliyor: Akıl zeka oyunları yerine koyabileceğimiz ya da onunla aynı etkiye sahip başka bir şey var mı? Ben bir Akıl zeka oyunları eğitmeni olduğum için değil, ama gerçekten yerine koyabileceğimiz bir şey yok.

Zira Akıl zeka oyunları oynarken beynin kullanılmayan bütün alanları kullanılır. Örneğin, matematik çalışırken beynin sol lobu çalışır veya sanatsal çalışmalar sağ lobu çalıştırır ama zeka oyunları her iki lobuda kullanmayı gerektirir. Şöyle düşünebilirsiniz; bütün kasların kullanıldığı sporlar nelerdir? Akla en başta gelen yüzmedir daha sonra kort tenisini ekleyebiliriz. İşte akıl zeka oyunları da böyledir; beynin bütün alanları çalışır. Bu yüzden akıl ve zeka oyunlarının yerine koyabileceğimiz başka bir şey şuan itibariyle yok diyebiliriz.

 

Akıl Zekâ Oyunları İle İlgili Deney Yapıldı

Amerika’da nörolog Silvia Bunge bir deney yaptı. Bu kişi akıl ve zeka oyunlarının beyni şekillendirip şekillendiremeyeceği üzerine çalışan bir bilim insanı. Bu deney için okul ortalaması düşük bir ilkokul seçti. Deney yaklaşık 3 ay sürdü. Bu deneyde çocuklara haftada yalnızca 2 saat sadece akıl zeka oyunları oynamalarını sağladı. Burada püf nokta çocukların oyun oynarken kesinlikle eğlenmelerini sağlamaktı. Çünkü Bunge ve ekibi eğlenme olmazsa çocuklarda gelişimin sınırlı olduğunu tespit etmişlerdi. Deneye başlamadan önce ölçülen IQ ortalaması 90’dı. 3 ayın sonunda bu oyunları oynayan çocukların IQlarında 13 puanlık bir sıçrama oldu. Bu 13 puan ne ifade ediyor derseniz şöyle söyleyebiliriz; bir çocuğun IQsu bir okul yılı boyunca en fazla 12 puan gelişebiliyor. Ama akıl zeka oyunları ile yalnızca 3 ay gibi kısa bir sürede bunu rahatlıkla geçebiliyorsunuz.

 

Finlandiya Eğitim Sisteminde Akıl Zekâ Oyunları

Finlandiya gibi bir ülke eğitimde dünyada neredeyse sonuncuyken eğitim sisteminde köklü değişiklikler yaptı. İlkokulda çocuklarda okuma yazmaya ilk 3 sınıfta başlatılmıyor. Peki, ne yapılıyor? İlk 3 sınıfta çocuklara yalnızca akıl zeka oyunları ile desteklenmiş oyunlar oynatılıyor. Çocuklar eğlenirken beyin gelişimi maksimum düzeye geliyor. Finlandiya şuan işte bu sebeple eğitimde zirvelerde.

 

Her Seviyeye Uygun Akıl Zekâ Oyunları

Akıl zekâ oyunlarını yalnızca üstün zekâlılar mı oynamalı gibi ailelerden sorular alıyorum. Tabi ki yalnızca üstün zekâlılar değil bütün herkes oynamalı zira beynin farklı bölgelerini kullanmayı sağladığı için farklı düşünme becerileri gelişirken hem matematik zeka, hem sözel zeka ve duygusal zeka gelişimi söz konusu oluyor.

 

Neden Atölye Çalışmaları?

Ayrıca ailelerin kafasında soru işareti olan bir diğer husus da şu: biz kendimiz evde sizin yaptığınız gibi bu oyunları oynatamaz mıyız? Bende onlara tabi ki oynatabilirsiniz ama benim gibi değil kendiniz gibi diye cevap veriyorum. Çünkü çocuklar burada benimle ve grupla oynarken;

  • Sosyal beceriler kazanıyor,
  • Rekabet edebilmeyi öğreniyor,
  • Bir yanlış yaptığında arkadaşını ya da öğretmeni suçlamak yerine, kendisiyle yüzleşmeyi ve öz eleştiri yapmayı öğreniyor,
  • Duygularının sorumluluğunu almayı öğreniyor.
  • Aile dışında farklı bireylerle ve kendi akranlarının içinde kendine güvenmeyi öğreniyor,
  • Liderlik özellikleri gelişiyor,
  • Disiplin duygusu kazanıyor,
  • Daha düzenli çalışma alışkanlığı kazanıyor ve,
  • Çocuklar kesinlikle eğleniyorlar.

 

Her Yaşa Uygun Akıl Zekâ Oyunları

Yalnızca çocuklar mı akıl zeka oyunları oynamalı diye sorular da çok geliyor. Kesinlikle hayır. Zira yetişkinlerin de bu oyunları oynayarak daha dikkatli hale geldiğine, daha farklı düşünebilme yeteneklerinin geliştiğine, daha hızlı düşünüp daha hızlı karar verebildiklerine bizzat şahit oldum. Ayrıca yetişkinler olarak bizlerin de beynimizi daha aktif kullanmaya olan ihtiyacımız aşikar.

 

Alzheimer İçin Yeni Bir Umut

Alzheimer hastalığı için bir yararı oluyor mu gibi sorularla da karşılaşıyorum. Hastalığın başlangıç evrelerinde veya daha buraya ulaşmadan evvel gelen bireylerle biran önce akıl zeka oyunlarına başlıyoruz ve hastalığı ötelediğimizi yani ileriki evrelere geçişin yıllar sonrasına aktarımının mümkün olabildiğini gözlemledik.

 

3T (Televizyon, Tablet ve Telefon) Yerine, Akıl Zeka Oyunları

İşte şuan ilk sorulan soruya dönecek olursam akıl zeka oyunları yararlı mı? Bütün bu yazdıklarım yaşanılmış tecrübelerle sabit olmakla beraber akıl zeka oyunlarının yetişkinler olarak bizler, yaşlılarımız ve bütün çocuklarımız için kesinlikle yararlıdır sonucuna varıyoruz. Ailelerimizin özellikle bu çağda yani benim 3T dediğim Televizyon, Tablet ve Telefonun beyni olumsuz olarak etkilediği bilimsel olarak kanıtlandığı bir dönemde hem onları bunlardan uzaklaştırmak hemde bunların beyin için yıkıcı etkilerinden kurtulmak adına Akıl ve Zeka Oyunlarına yönelmelerinin hem çocuklarımız için hem bütün bireylerimiz için zaruri olduğunu düşünüyorum. Yoksa siz hala çocuğunuzu televizyonun önüne oturtup veya eline telefonu, tableti verip kendi işinize mi bakıyorsunuz?

 

Ali Yılmaz TÜRKYILMAZ

Akıl Zekâ Oyunları Eğitmeni

Satranç Eğitmeni

Profesyonel Öğrenci ve Yaşam Koçu


sosyal-fobi-nedir1-620x3341.jpg
29/Kas/2019

Sınav Kaygısı; öğrenilen bilginin sınav esnasında, etkili bir şekilde kullanılmasını engelleyen, başarının düşmesine neden olan yoğun endişe durumudur.

Lise ve üniversite giriş sınavları yaklaştıkça, genç adayların ve ailelerinin kaygılarının yükseldiğini görüyorum. Kalan zamanda konuları yetiştirememek, sınavda istedikleri başarıyı elde edememek, mezuna kalmak gibi konularda kafaları karışık ve kaygılılar.

Sınava dair endişeleri var öğrencilerin. Çünkü girecekleri sınavlarda başarılı olmak istiyorlar. Bu gayet beklenen ve istenen sonuç. Bir şeye emek verirken, sonucunun iyi olmasını ümit ederiz. Ancak yaşanan stres normalin üzerinde olduğunda, var olan bilgilerimizi gerektiği gibi kullanamayız.

“Titremekten hiç bir şey yapmadım”

“Bir baştan bir sondan yaptım sınavda. Ne yaptığımı anlamadan”

“Zamanı kontrol edemedim”

“Soruları defalarca okumama rağmen, bir türlü odaklanamadım, anlayamadım.”

“Sınav sırasında, dışarıda bekleyen babama ne diyeceğimi düşünmekten kendimi alamadım.”

“Bayılacak gibi oldum.”

“Mideme bir yumru oturdu.”

“Matematiği doğru dürüst yapamayınca, bittim…” diyen öğrencilerimiz, yüksek kaygı yaşadıklarını ifade ediyorlar. Yaşadıkları durumun klinik adı, SINAV KAYGISI! Anlamı ise; öğrenilen bilginin sınav esnasında, etkili bir şekilde kullanılmasını engelleyen, başarının düşmesine neden olan yoğun endişe durumudur.

Öğrenci sınava olması gerektiğinden çok fazla anlam yükler:

“Hayatımı sınava adadım”

“Sınav benim geleceğim”

“Her şeyim, geleceğim sınava bağlı”

Kendi kendini baskı altına alır:

“Bugünümden, kendimden, tüm zamanımdan fedakarlık yaptım. Kazanmak zorundayım.”

“Başardığımı herkese ispatlamam gerek”

“Başarmalıyım”

“Mecburum ama ya yapamazsam..”

Sınavda yaşayacağı olumsuz bir durumun sonucunu felaketleştirir:

“Kazanmazsam her şey mahvolur.”

“Ailem çok emek etti, kazanmalıyım.”

“Babama ne derim?”

“Mahmut hoca benden çok şey bekliyor. Onu hayal kırıklığına uğratamam.”

Bedensel Duyumlar:

Sınav anı ile ilgili tüm faydasız düşünceler; öğrencinin stres, heyecan ve kaygı düzeyini artırır. Kaygı varsa, bazı bedensel duyumların yaşanması kaçınılmazdır:

• Kalp atışlarında artış

• Nefes almada güçlük

• Terleme

• Titreme

• Ateş basması

• Mide bulantısı vb

 

Sonuç; Sorulara odaklanamama, okuduğunu anlayamama, dikkat hataları, kontrolü kaybetme, zamanı dengeli kullanamama, bilgiyi aktaramama…

Pek çok öğrencimiz, bu kısaca anlattığım sınav kaygısını yaşadığı için maalesef hüsrana uğramaktadır. Bir yılını sadece ders çalışarak geçirip, sınavda hiç bir şey yapamadığı için, ağır duygusal sorunlar yaşamaktadır.

Üstelik sınav kaygısıyla baş etmeyi öğrenmek kısa sürede mümkün:

Alternatif Düşünceler:

Sınav öncesi, sınav anı ve sonrasında olabilecek olası durumlarla ilgili daha gerçekçi alternatif düşünceler geliştirmeye ihtiyaç vardır. Örnekler:

· “Sınava değil, sınava hazırlık sürecime müdahale edebilirim.”

·“Zamanım az kaldığı için moralimi bozmak yerine, hangi konuları çalışıp daha çok puan alabilirim ona bakabilirim.”

· “Elimden geleni yapabilirim.”

· “Aklıma bu olumsuz düşünceler geliyor olabilir. Ancak gerçekmiş gibi algılamam mantıklı değil. Ben derslerimle ilgilenmeliyim.”

Nefes ve Gevşeme Egzersizleri:

Doğru nefes almayı öğrenerek ve bedensel gevşemeyi deneyimleyerek, kaygı ile baş etmeyi kolaylaştırabiliyoruz. Amacımız kaygıyı bastırmak değil, kabul etmek ve anlamaya çalışmak.

Sınav Öncesi Neler Yapılmalıdır?

Çalışma alışkanlıklarını ve sınava ilişkin tutumları gözden geçirerek yeni bir zihinsel yapılanma yaratmaya çalışmak gerekir. Zaman, iyi kullanılmalıdır. Keyif veren aktiviteler, çalışma sürelerinin aralarına serpiştirilmelidir. Beslenme ve uykuya dikkat edilmelidir. Sınava yönelik çalışmaları son güne/geceye bırakmamak önemlidir.

Sınav Esnasında Neler Yapılabilir?

Olumsuz otomatik düşüncelere karşı alternatif açıklamalar getirme, kontrolün kendisinde olduğunu hatırlatma, yanıtlayabileceği sorulardan başlama, kaygıyı azaltmaya yönelik teknikler kullanma (hızlı gevşeme, dikkat artırma teknikleri, doğru nefes çalışması) sınav esnasında yapılabilecek bazı çalışmalardır.

Sınav Sonrasında Neler Yapılabilir?

Sınav bitti ve artık tüm çaba için, kendini ödüllendirme, keyif veren etkinlikler, eksikler üzerine düşünme ve gerekiyorsa geleceğe yönelik yeni planlama yapılabilir.

Sınav Kaygısı Ve Aile İlişkisi Nasıldır?

Aile için sınavın ne anlam ifade ettiği, sınava yönelik tutum ve yaklaşımları önemlidir. Sıklıkla aileler kendi kaygılarını çocuklarına yansıtmaktadırlar. Çocuktan yüksek beklentilerinin olması,  başka çocukların başarılarını sürekli örnek göstermeleri ya da kıyaslamaları, ayrıntılarla aşırı uğraş sergilemeleri ve sınavı bir araç değil amaç olarak görmeleri; çocukların sınav kaygısı yaşamasını tetiklemektedir.

Yukarıda belirttiğimiz gibi, kaygı başarıyı düşürür ve çocuklarının normal düzeyde kaygı yaşaması için onların duygularını anlamaları, beklentilerini tekrar değerlendirmeleri ve çocuğa yansıtmamaları ile birlikte çocuklarını sakinleştirmeleri gerekir.

 

Sınava hazırlanan tüm gençlerimize, çalışma sürecinde BAŞARILAR diliyorum..

 

Güzide TÜRKYILMAZ

Uzm Psikolojik Danışman/ Psikoterapist


29/Kas/2019

EMDR Terapisi, Acı Anıları Silmek ve Bunları Yeniden İşleyerek Sağlıklı Bir Yaşama Kavuşmak Mümkün..

EMDR TERAPİSİ NEDİR?

EMDR, Türkçe açılımıyla Göz Hareketleriyle Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme, güçlü bir psikoterapi yaklaşımıdır. Bugüne kadar her yaştan yaklaşık 2 milyon kişinin farklı tiplerde psikolojik rahatsızlıklarının başarıyla tedavi edilmesini sağlamıştır.

 

EMDR Terapisi Nasıl İşliyor?

EMDR teorisinin altyapısını oluşturan Adaptif Bilgi İşleme Modeline göre beyin, fizyolojik temelli bir sistemle, her yeni deneyim aracılığı ile kendisine ulaşan bilgiyi işler ve işlevsel hale getirir. Duygu, düşünce, duyum, imge, ses, koku gibi bilgiler işlenip ilişkili anı ağlarına bağlanarak bütünleşir. Böylece o deneyimle ilgili öğrenme gerçekleşir. Edindiğimiz bilgiler gelecekte tepkilerimizi uygun bir şekilde yönlendirmek üzere depolanmış olur.

Bu sistem normal çalıştığında ruh sağlığını ve insan gelişimini öğrenme yoluyla desteklediği için adaptif, uyumlu bir mekanizma olarak kabul edilir.

Travmatik veya çok fazla rahatsız eden olaylar yaşandığında bu sistem bozuluyor gibi gözükmektedir. Yeni bilgi işlenip mevcut anı ağına entegre olmaz. Deneyimi anlamlandırabilmek için anı ağlarındaki işlevsel bilgilerle bağlantı kurulamaz ve akıl sağlığına uygun sonuçlar çıkarılamaz. Sonuç olarak öğrenme gerçekleşmez. Duygular, düşünceler, imgeler, sesler, beden duyumları yaşandığı haliyle depolanır. Bu nedenle bugün yaşanan bazı durumlar bu izole kalmış anıları tetiklerse, kişi o anının bir kısmını ya da bütününü yeniden yaşar gibi etkilenir.

EMDR’ye göre rahatsızlıkların, olumsuz duygu, düşünce, davranış ve kişilik özelliklerinin arkasında uyum bozucu, işlev bozucu, işlenmeden ve izole bir şekilde depolanmış bu tür anılar yatar. Kişinin kendisi ile ilgili olumsuz inançları (örn: Ben aptalım), olumsuz duygusal tepkileri (başaramamaktan korkma) ve olumsuz somatik tepkileri (sınavdan önceki gece karın ağrısı) problemin kendisi değil, semptomları, bugünkü dışavurumlarıdır. Bu olumsuz inanç ve duygulara yol açan işlenmemiş anılar şimdiki zamandaki olaylar tarafından tetiklenmektedir.

Doğal afetler, büyük kazalar, kayıplar, savaş, taciz, tecavüz gibi önemli travmaların yanı sıra, başta çocukluk çağı olmak üzere her yaşta yaşanan ve etkisi travmatik olan her tür yaşantı; günlük hayatta aile, okul, iş çevresinde yaşanan olumsuz olaylar, şiddete maruz kalmalar, aşağılanmalar, reddedilmeler, ihmal ve başarısızlıklar işlenememiş anılar arasında yer alabilirler.

EMDR, bu tür izole anıların işlenmesini sağlayan fizyolojik temelli bir terapidir. Beynin zamanında yapamadığı işlemi yapmasını sağlar. Kilitli kalmış anı ile diğer anı ağları arasında ilişki kurulması, öğrenmenin sağlanarak bilginin adaptif bir şekilde depolanması mümkün olur. Danışan artık rahatsız olmaz ve anıyı yeni ve sağlıklı bir perspektiften görür.

EMDR terapisi ile sadece semptomlar ortadan kalkmaz. Yeni bakış açısının kazandırdığı pozitif inançlar ve olumlu duygular kişinin kendisine, ilişkilerine, dünyaya bakışını da olumlu yönde değiştirip kişisel gelişim sağlar.

 

EMDR Terapisi Nasıl Uygulanır?

EMDR terapisinde 8 aşamalı, üç yönlü (geçmiş, şimdi, gelecek) bir protokol uygulanır. Hedef, geçmişte yaşanan anıların yeniden işlenerek duyarsızlaşmanın sağlanması, bugünkü semptomların tedavisi, danışanın gelecekte karşılaşacağı benzer sorunlar karşısında, kazandığı olumlu inanç ve duyguların geliştirdiği yeni bakış açısının yönlendirdiği davranışları gösterebilmesidir.

 

EMDR Terapisi Ne Kadar Sürer?

EMDR terapi literatüründe ‘kısa süreli terapiler’ grubunda yer alır. EMDR tedavisinin ne kadar süreceği sorunun tipi, danışanın bugünkü yaşam koşulları, önceki travmaların sayısı ve etkisi ile bağlantılıdır. Her kişinin bilgileri kendi değerleri ve deneyimleri doğrultusunda kendine has bir biçimde işlemesi de süreyi etkiler.

 

DÜNYA SAĞLIĞI ORGANİZASYONU (2013) 

Stresle Özel Olarak İlgili Koşulların Yönetimi Rehberi. Cenevre, İsviçre: Yazar. 

Travma odaklı BDT ve EMDR, çocuklar, ergenler ve TSSB’si olan yetişkinler için önerilen tek psikoterapidir.

AMERİKAN PSİKİYATRİK DERNEĞİ (2004) 

Akut Stres Bozukluğu ve Travma Sonrası Stres Bozukluğu Olan Hastaların Tedavisinde Uygulama Rehberi. Arlington, VA: Amerikan Psikiyatri Birliği Uygulama Kılavuzları. 

EMDR tedavisinin etkili bir travma tedavisi olduğu belirlendi.

VETERANS İŞLERİ BÖLÜMÜ VE SAVUNMA DEPARTMANI (2017)

VA / DoD Travma Sonrası Stres Bozukluğu ve Akut Stres Bozukluğunun Yönetimi için Klinik Uygulama Kılavuzu. Washington, DC: Gazi Sağlık İdaresi, Gazi İşleri ve Sağlık İşleri Daire Başkanlığı, Savunma Bakanlığı.

EMDR en yüksek öneri düzeyine sahipti ve klinik çalışmalardan elde edilen en güçlü kanıtlara sahip üç “travma odaklı psikoterapi” kategorisine yerleştirildi. Bu tedaviler, çok sayıda klinik çalışmada test edilmiştir, karmaşık sunumlar ve komorbiditeleri olan hastalarda, aktif kontrol koşullarına kıyasla, uzun süreli takipleri vardır ve geliştiriciler dışındaki araştırma ekipleri tarafından onaylanmıştır. ”

RANDOMİZE KONTROLLÜ ÇALIŞMALAR

36 randomize kontrollü çalışma, travma tedavisinde EMDR tedavisini değerlendirmiştir.

 

emdr terapisi, osmaniye psikolog, osmaniyede psikolog, osmaniye emdr, osmaniyede emdr, osmaniye emdr terapisi

KAYNAKLAR:

http://www.emdr.com

http://www.emdr-tr.org

Güzide TÜRKYILMAZ

Uzm. Psikolojik Danışman /Psikoterapist


kadinlarda-cinsel-isteksizlik_16_9_15217106721.jpg
29/Kas/2019

“Kadın, içinde akan cinsellik nehrine, bir baraj inşa eder”

“Hiç içimden cinsel ilişkiye girmek gelmiyor”

“Eşim sevişmek istemesin diye çocukların yanında uyuyorum”

“Bana dokunmasını dahi istemiyorum”

“Kadın gibi hissetmiyorum”

İle başlayan cümleler genellikle cinsel isteksizlik problemini anlatır. Bir kişinin bilinçli ya da bilinçsiz bir şekilde cinsel heyecanını bir kişiye odaklaması sonucu, bu heyecan cinsel isteğe dönüşür.  Heyecanını yitirmekle başlar cinsel isteksizlik.

Doyurucu cinsel ilişki için öncelikle kişinin kendi içinde bir istek duyması, isteğin bir partnere yönelmesi gerekir ve bu süreç içinde kişinin mizacı ve iç dünyasıyla ilgili psikolojik etkenler, bedensel durumla ilgili biyolojik etmenler, bizi kuşatan ve içinde yaşadığımız çevresel ve kültürel etkenler belirleyici rol oynarlar.

Partnerler arasında yanlış anlamalara ve ciddi çatışmalara yol açan en önemli faktörlerden biri eşlerin cinsel istek düzeylerinin belirgin olarak farklı olmasıdır.

Cinsel İstek Nedir? 

Kişinin karşı cinsle ilişkiye girme arzusudur. Olası çekici cinsel partnere yönelik dikkatin olması, yazılı veya görsel erotik materyallere karşı ilgi, cinsel içerikli rüyalar veya fanteziler kurma, cinsel etkinlikle ilgili arzuların farkında olunmasıdır. Bir partnerle cinsel ilişkiye girmeyi istemektedir. Cinselliğin azalmasına ilişkin hayal kırıklığını da kapsamaktadır. Görme, koklama, işitme, dokunma, tatma, düşünce ve duygular cinsel isteği meydana getirir.

Cinsel İsteksizlik Nedir? 

Azalmış cinsel istek, yeterli cinsel uyarı olmasına rağmen cinsel fantezilerin ve cinsel etkinlikte bulunma isteğinin az olması veya hiç olmaması, cinsel arzu duyulmaması durumudur. Halk arasında “frijidite” ya da “cinsel soğukluk” olarak da adlandırılmaktadır.

Cinsel İstek Sorunlarında Görülen Duygular

  1. Kızgınlık ve Öfke: Kendine, partnerine, karşı cinse, cinselliğe
  2. Utanma: Fantezilerden, tutkudan, vücudundan, geçmiş deneyimlerinden, çocukluk döneminde cinsel istismardan, ilk cinsel deneyiminde bulunmaktan, tecavüzden, reddedilmekten, ebeveynlerinden, erotizmden
  3. Korku: Fantezilerden, fiziksel ağrıdan, hamile kalmaktan
  4. Endişe: Performanstan, reddedilmekten, fiziksel ağrıdan, uygun karşılık verememekten
  5. Suçluluk ve günahkarlık duygusu

Cinsel İsteksizliğin Nedenleri

  1. Genel Etiyolojik Nedenler:
  • Yaş
  • Genel sağlık sorunları
  • Geçmişteki olumsuz cinsel deneyimler
  • Evlilik ve ilişki sorunları
  • Depresyon
  • Dini inançlar
  • Obsesif Kompülsif Kişilik Bozukluğu
  • Cinsel kimlik gelişiminde kusurlar
  • Gebe kalmaktan ve hastalık kapmaktan korkma
  • Başarısızlık korkusu
  • Güvensizlik
  • Suçluluk ve günahkarlık duyguları
  • Cinsel ilişkinin sıklığının ve niteliğinin düşük olması
  1. Organik Nedenler
  • Hormonel bozukluklar
  • Doğum
  • Menopoz
  • İlaçların yan etkileri
  1. Primer Cinsel İstek Azlığı
  • Çok yüksek oranda bilinçdışı süreçlerle ilgilidir
  • Kadın, bir erkekle birlikte cinsel zevk almasına izin vermek konusunda bilinçsiz bir çatışma barındırır
  • Bu çatışmalara karşı savunmalar, özellikle kadının cinsel istek şeklinde tepki vermesini engeller.
  1. Sekonder Cinsel İstek Azlığı
  • İlaç yan etkileri ve sıklıkla depresyon
  • Psikojenik travma olabilir.

Cinsel İsteksizlik Ne Sıklıkla Görülür? 

Cinsel isteksizlik, kadınlarda erkeklerden daha fazladır. Cinsel isteksizlik kadınların ortalama %33’ünde görülür. Oranlar yaşa bağlı olarak artmaktadır.

TEDAVİ NASIL UYGULANIR?

Tedavi, neden olan faktörün ortaya konmasından sonra mümkündür. Tedavinin amacı eşler arasında bir uyum oluşturulması ve aralarındaki bozulan iletişimin yeniden düzenlenmesidir. Eğer eşlerden birinde belirgin düzeyde cinsel istek azlığı varsa istek düzeyini arttırmaya çalışmak gerekir. Bazen de eşlerden birinde aşırı isteklilik ve talepler varsa dengeyi sağlamak açısından bu istek ve talepleri azaltmak gerekebilir. Bu nedenle tedaviye “çift” olarak başlanır ve devam edilir. Herhangi bir organik hastalık saptanamamışsa isteksizliğin nedeni psikolojiktir. Bu durumda çiftlerin birlikte terapötik yardım alması gerekmektedir:

  • Cinsel Terapi
  • Evlilik Terapisi,
  • Bedensel egzersizler,
  • Cinsel egzersizler,
  • Cinsel hayatta kısa ayrılıklardan sonra bir araya gelme, eğitim amaçlı erotik videolar seyretme, kıyafet değişikliği, tavırlardaki bir değişiklik, mekân değişikliği gibi küçük değişiklikler ve fanteziler yapılması vb. cinsel yaşama yeniliklerin kazandırılması şeklinde ÇİFTE ÖZEL BİR TEDAVİ PLANI uygulanır.

Cinsel İsteksizlik Hakkında Bilinmeyenler

  • Yapılan araştırma sonuçlarına göre seks; stres, yorgunluk ve baş ağrısıyla savaşır ve bu sayede bünyeyi de rahatlatır. Yani Sex İyileştirir!
  • Bazı kadınların kendiliğinden cinselliğe ilgileri yoktur fakat eşlerinin yaklaşımına fizyolojik bile olsa yanıt verir, uyarılır ve orgazm olurlar.
  • Kadınlarda aşk cinsel isteği artıran bir etkendir.
  • Cinsel isteksizlik,  kadının kısır olması demek değildir. Çünkü kadınlar hiç cinsel birleşme yapmadan da gebe kalabilirler.
  • Genel olarak bütün kadınlar; yeterli bedensel ve ruhsal uyarmalarla hazırlandıkları takdirde, cinsel birleşmeden zevk alabilirler.
  • Kadınların büyük çoğunluğu cinsel isteksizliklerinin gerçek nedenini kocalarının beceriksizliğinde ararlar. Oysa çoğu kez durumdan erkek kadar, hatta ondan daha fazla, kadın sorumludur.
  • Cinsel isteksizlik genellikle çiftler arasındaki sorunları yansıtır.

Anahtar Kelimeler: Osmaniye Psikolog, Osmaniyede Psikolog, Cinsel İsteksizlik, Kadın Cinselliği, Cinsel Yaşam, Cinsel Terapi

Güzide TÜRKYILMAZ

Uzm. Psikolojik Danışman/Cinsel Terapist


1059592_940x5311.jpg
29/Kas/2019

Depresyon, Psikoterapi İle Tedavi Edilebilir..

Mutsuzum…
Çok yorgunum…
İçimden hiçbir şey yapmak gelmiyor…
En sevdiklerim bile umurumda değil…
Hayattan hiçbir beklentim yok…
Kolumu kaldıracak halim yok…
Sabahları dayak yemiş gibi kalkıyorum…
Hiçbir şey hissetmiyorum…

Diyen birinin depresyonda olma ihtimali oldukça yüksektir. Kelime anlamı çökkünlük olan depresyon; ruhsal olarak bireyin çökkünlük yaşaması, yani üzüntü, keder, mutsuzluk, karamsarlık, isteksizlik, durgunluk gibi belirtiler göstermesi anlamına gelir.

Bazen depresyon kelimesi, hüzün veya kayıp duygusunu tarif etmek için kullanılır. Bu duygular her insanda zaman zaman görülebilir ve çoğunda birkaç saatte veya birkaç günde geçer. Böyle zamanlarda insanlar normal faaliyetlerini de yürütebilirler. Depresyon adıyla tanımlanan klinik rahatsızlık ise keder duygusundan farklıdır. Depresyondaki keder duyguları çok daha yoğun ve uzun sürelidir. Daha önceden hoşlanılan faaliyetlere karşı ilgi kaybolması sıktır. Günlük işleri bile yürütmek son derece zorlaşır. Yaşamın önemli alanlarında; iş, aile, sosyal yaşam başta olmak üzere bozulmalara yol açar.

Depresyon ruhsal bir rahatsızlıktır; kişinin ahlakı, zekâsı veya iyi ya da kötü birisi olmasıyla ilgisi yoktur. Çevresel, kalıtsal, biyolojik, duygusal, fizyolojik ve bilişsel etkenlerin hepsi veya birkaçı depresyonun ortaya çıkmasında rol oynarlar. Yaşanan olaylar, kişilik yapısı ve bunlara eşlik eden beyindeki değişiklikler beraberce depresyona neden olduğuna inanılan üç ana etkeni oluşturur. Birçok kişi beyindeki bu değişiklikleri sıkıntı verici olaylar, olumsuz düşünme biçimi alkol, çeşitli ilaçlar ve kimi bedensel vb. gibi durumlar tetikleyebilir. Genel olarak yaşam boyu yaygınlığı kadınlarda %10-25, erkeklerde %5-12 oranında olduğu bildirilmektedir.

Hepimizin hayatında bazı zorlayıcı olaylar, kayıplar, sorunlar vardır. Bu sorunlarla baş etme gücümüz bazen yeterlidir bazen ise belki de uzun süreli ve üst üste gelen zorlayıcı yaşam olaylarının ardından depresyon yaşanması söz konusu olabilir. Depresyon üzüntü duygusundan çok daha yoğun ve uzun sürelidir. Kişinin kendisine, çevresine ve geleceğine yönelik olumsuz algılayışı ve yorumlaması söz konusudur. Kişi, daha önceden keyif alarak yaptığı, kendini mutlu eden faaliyetlerden artık hoşlanmaz, zevk almaz ve bunlara karşı ilgisi kaybolmuştur. Kişinin hiçbir şeyi umursamaması, hayatındaki en değerli insanları dahi görmek istememesi ile kendini gösterir. Kişi için yıkanma, giyinme, ev işleri gibi basit faaliyetleri bile yürütmek son derece zorlaşır. Depresyon iş, aile, sosyal yaşam olmak üzere yaşamın önemli alanlarında bozulmalara yol açar. Giderek o kadar kötü bir hal alabilir ki kişi gelecekle ilgili umutsuzluğa kapılarak ölümün tek çözüm olduğunu düşünebilir. Bu nedenle, tehlikeli bir hastalıktır.

Depresyon tanısı konurken belirtilerin şiddetli, uzun süreli veya sık görülmesi koşulu aranır.

Anlattığımız belirtilerin yanı sıra depresyondaki diğer önemli belirtiler şunlardır:
• Çabuk yorulma, enerjinin azalması
• İlgi kaybı, zevk almama
• Durgunluk, az konuşma, karamsarlık
• Kendine güvende azalma, kararsızlık
• Pişmanlık, suçluluk duyguları
• Dikkat ve konsantrasyon sorunları
• Sinirlilik, huzursuzluk
• Uyku problemleri (aşırı uyuma ya da uykusuzluk)
• Beslenme değişiklikleri
• Bedensel şikayetler
• Cinsel istekte azalma

Depresyon tanısının konması için; bu belirtilerden en az beş tanesinin, hemen her gün 2 hafta boyunca yaşanıyor olması gerekir. En önemli belirleyici faktör; kişinin normal yaşantısını sürdüremiyor olması yani uzun süreli işlev kaybıdır.

Peki depresyonda olan kişi ne yapabilir?

Bu anlatacaklarım hafif depresyondaki hastaların daha rahatlıkla uygulayabilecekleri bilgiler. Bazı hastalarımız, “Sadece uyumak istiyorum. Yataktan çıkmak istemiyorum. Dünya umurumda değil.” diyerek eskiden keyif aldığı aktivitelerden iyice uzaklaşmakta ve hayattan kopmaktadırlar. Öncelikle hareketsizlikten uzak kalınmalıdır. Hiçbir depresyon hastası yatarak dinlenemez. Sürekli yatakta olmak, sadece depresyonu artırır. Böylelikle kişi, sağlıksız yani kendisini mutsuz eden davranışlardan uzaklaşarak, sağlıklı olanlara hayatında yer vermeye başlamalıdır. Kendisine aktivite günlüğü hazırlayıp, mutlu olduğu ve kendini iyi hissettiği aktivite, kişi ve ortamları seçmek en iyisi olacaktır. Hani denir ya “Seni mutsuz eden kişilerden uzak dur” aynen öyle.

Böylece;
• Hayatın tamamına yayılmış, genel bir çaresizlik durumu olmadığını görmeye başlar.
• Kalıcı ve sürekli bir çaresizlik değil, geçici bir çaresizlik içinde olduğunu fark eder.
• Sadece kendi başına gelen bir kötülük durumu değil, herkesin başına gelebilecek genel bir durum olduğunu görmeye başlar.

Depresyonda Tedavi Yöntemleri

Depresyon tedavisi farklı şekillerde uygulanabilmektedir. En sık kullanılan yöntemler ilaç ve psikoterapidir. Depresyon tedavisinde dünya genelinde en çok kullanılan terapi yöntemi Bilişsel Davranışçı Psikoterapi (BDT)’dir.

Her hastalıkta olduğu gibi depresyon tedavisinin ardından da yineleme ihtimali vardır. Ancak bu, kişiye göre değişiklik gösterir. Psikoterapi daima faydalıdır ama bazı tip depresyonlar için tek başına yeterli olmayabilir. İlaç tedavisinin sonucunda da, yineleme oranı %80’lere ulaşabilmektedir. BDT alan depresyon hastalarında yineleme oranı %25 olarak tespit edilmiştir. Gerek Bilişsel Davranışçı Psikoterapi, gerekse ilaç tedavilerinde yaklaşık %60-70 civarında hasta, verilen ilk tedaviye cevap vermektedirler. Bu oran, daha sonra tedaviye cevap vermeyen hastalarda başka yöntemlerin de eklenmesiyle %90’lara ulaşır. Hafif ve orta şiddetli depresyonda bu konuda yetkin kişilerce uygulanan Bilişsel Davranışçı Psikoterapiyle, ilaç etkisine yakın oranda başarı elde edilmektedir. Ancak tek başına terapi uygulandığında, ilk haftalarda haftada iki ya da üç kez terapistle görüşme yapmak gerekir. Bu sürecin kesintiye uğramaması, düzenli bir şekilde olması çok önemlidir.

***İlaç tedavisinin Bilişsel Davranışçı Psikoterapi kadar etkili olabilmesi için ömür boyu kullanılması gerekir.

Anahtar Kelimeler: depresyon, bilişsel davranışçı terapi, depresyon tedavisi, depresyondan kurtulmak, depresyon belirtileri, osmaniye psikolog, osmaniyede psikolog

Güzide TÜRKYILMAZ
Uzman Psikolojik Danışman/Psikoterapist


14671095050811.jpg
29/Kas/2019

Halk arasında Takıntı Hastalığı olarak bilinen OKB, kendiliğinden geçen bir rahatsızlık değildir!!

Anksiyete (kaygı) türü bir rahatsızlık olan Obsesif-Kompülsif Bozukluk (OKB), insanları tekrarlanan düşünce ve davranışlar döngüsüne hapsederek kısıtlayan bir hastalıktır.

Obsesif-kompülsif bozukluğu olan kişiler, kontrol edemedikleri yinelenen ve stres yaratan düşünceler, hayaller veya görüntüler (obsesyonlar) nedeniyle sıkıntı yaşarlar.

Bu düşüncelerin yarattığı sıkıntıya dayanamayacaklarını düşünerek kendilerini rahatlatmaya çalışırlar; bazı ritüelleri ya da rutinleri acil olarak gerçekleştirmeye (kompülsiyonlar) çalışırlar.

Ritüeller, takıntılı düşünceleri önleme veya akıldan uzaklaştırma girişimiyle yapılır.Örneğin; mikrop ya da hastalık bulaşmasından fazlasıyla korkan birinin evine misafir gelip gitmesinin ardından tüm evi temizlemesi, dışarı çıkıp geldikten sonra defalarca uzun uzun ellerini yıkaması gibi. ellerin yıkanması ya da temizliğin saatlerce yapılması ritüel haline dönüşmüştür.

Obsesif Kompülsif Bozukluğun (OKB), farklı tipleri vardır. şimdi bunları görelim:

REAKTİF TİP:

Halk arasında çok bilinen türü, sıklıkla el yıkama ve aşırı temizlik yapmaktır.

Bunun yanında sayı sayma, biriktirme, kontrol, düzenleme gibi takıntı türleri vardır.

Kişi istemese de, saçma gelse de bunları yapar. Yapmadığı zaman, sıkıntı yaşar. Bu sıkıntıdan kurtulup rahatlamak için elini defalarca yıkar, kendisini/evini/ temizler, evdeki herkesin temizlenmesini sağlar, ya da sürekli ocağı/ kapıyı kontrol etmekten kendini alamaz..

OTOJENİK TİP:

İstenmeyen düşünce, hayal ya da görüntülerin kişinin sürekli aklına gelmesi ve bu düşüncelerden kurtulmak için başka şeyler düşünmeye çalışması, bu düşünceleri düşünmemeye çalışması, ısrarla gelen düşünceleri analiz etmesi ile seyreden bir bozukluktur.

Kişi bu düşünceleri tehlikeli bulur, bir anlam yükler; bastırmaya çalışır, dikkatini dağıtmaya çalışır ya da sürekli neden geldiğini ne anlama geldiğini analiz eder. Ve dolayısıyla bu istenmeyen düşünceler; daha sık gelmeye başlar, daha ısrarcı ve yapışkan hale gelir.

TEDAVİYİ NASIL YAPIYORUZ?

OKB kendi kendine geçen bir rahatsızlık değildir. Bu yüzden tedavi edilmesi önemlidir. En iyi tedavi yöntemi Farmakoterapi (ilaç) ve Bilişsel Davranışçı Terapisinin (BDT) birlikte yürütülmesidir.

Tek başına Farmakoterapi uygulandığında yeterli olmadığını görmekteyiz. İlacın kullanıldığı süre içinde rahatlama gerçekleşmekte ancak ilaç bırakıldığında takıntılı düşüncelerin tekrar gelmeye başladığını ve rahatlama davranışlarının (yıkama, temizleme, kontrol etme vb.) tekrar yapılmaya başlandığını görmekteyiz. Bu nedenle hem ilaç hem BDT uygulanması kesin sonuç almamızı sağlamaktadır.

Bilişsel Davranış Terapi (BDT):

Bilimsel verilere ve öğrenme kuramlarına dayanan, konuşmaya dayalı bir Psikoterapi yöntemidir. Bu Terapi yönteminin öncelikli hedefi; tekrarlayan rahatsız edici düşünceleri ile ilgili hastayla konuşmak, bunlarla ilgili mantıklı ve gerçekçi bir bakış açısı oluşturmaktır.

Obsesif Kompülsif Bozukluğu olanlarda sıkça görülen abartılmış veya felaketler içeren düşünceleri azaltmaya da odaklanılır.

İkinci hedef; Obsesif Kompülsif Bozukluğu olan kişilerin tekrarlayan davranışlarını gerçekleştirmeden, korkularıyla adım adım yüz yüze gelmelerini sağlamaktır. Bunu gerçekleştirmek içinde, hastayla birlikte, ona özel bir plan oluşturulur.

Yani hem takıntılı düşüncelerle hem de tekrarlayan davranışlarla çalışılır. Hastaya planı dahilinde düzenli olarak uygulamalar verilir ve haftada bir görüşülerek takibi yapılır. Hastanın takıldığı noktalar ayrıntıları ile konuşularak ilerlenir.

Tecrübelerimiz bu rahatsızlığın % 100 tedavi edilebildiğini göstermektedir.

Her rahatsızlıkta olduğu gibi, öncelikle danışanın iyileşmeyi istemesi, tedaviye inanması ve tedavi planını istikrarlı bir şekilde uygulamasına ihtiyaç vardır.

Anahtar Kelimeler: Obsesif kompülsif bozukluk, takıntı hastalığı, osmaniye psikolog, bireysel terapi, bilişsel davranışçı terapi, osmaniyede psikolog

Güzide TÜRKYILMAZ

Uzman Psikolojik Danışman/ BDT Psikoterapisti


s-821bec75104dbdca3d4200706649bdeaf690246c1.jpg
29/Kas/2019

Erken boşalma, boşalmayı kontrol edememe değil, boşalmayı kontrol etmeyi bilmeme sorunudur..

Erken boşalma, boşalmayı kontrol edememe değil, boşalmayı kontrol etmeyi bilmeme sorunudur..

 

Erken boşalma yaygın bir şekilde görülen bir cinsel işlev bozukluğudur. Her 10 erkekten 7’si erken boşalma sorunuyla kliniklere başvurmaktadır. Erken boşalma, bir erkeğin gönüllü boşalmayı kontrol etmeyi bilmeyip, istediğinden önce zirveye çıkıp boşalmasıdır. Normal bir erkek önce heyecanlanır, sonra bu heyecanın keyfini çıkarır (plato) ve ardından isteyerek boşalır. Denetimsiz boşalan erkekte bu plato fazı yoktur; heyecanlanır ve istemediği halde boşalır.

 

Erkeğin erken boşalma sorunu var diyebilmek için aşağıdaki unsurların gerçekleşmesini bekleriz.

  • 7 dakikadan daha az vajina penis birlikteliğini içeren cinsel ilişki (koit) süresi,
  • Kadının tatmin olmaması,
  • Kadın ve erkek istemediği halde boşalmanın gerçekleşmesi,
  • 6 ay boyunca düzenli olarak neredeyse her cinsel ilişkide erken boşalmanın gerçekleşmesi,
  • Kadın ve erkeğin bunu dert gibi görmesi gerekir.

 

Erken boşalma, sadece erkeğin sorunu gibi görünse de hem erkeğin hem kadının, yani çiftin sorunudur. Bu nedenle bu sorunu birlikte çözebilirler. Çünkü cinsel yaşamın sadece biyolojik boyutu yoktur. Cinsel ilişki; biyolojik, psikolojik ve çiftin duygusal ilişkileriyle ilgili yönlerin tamamını içerir. Bu nedenle öncelikle erken boşalmanın nedenleri araştırılarak bu boyutlar da iyileştirilmelidir. Erken boşalmanın doğası ve nedenlerinin iyi bir şekilde anlaşılmasının neredeyse tedavinin yarısı olduğuna inanıyorum.

 

Erken Boşalmanın Nedenleri

Her cinsel sorun gibi erken boşalma da; geçmiş öğrenmeler ve deneyimlerden, kaygıdan, evlilikteki ilişki sorunlarından ya da bedensel bir rahatsızlıktan kaynaklanabilir. Bedensel bir rahatsızlıkla ilgiliyse, mutlaka bu konuda ilaç tedavisine başvurulmalıdır. Şimdi diğer öne çıkan nedenlere bakalım:

Cinsellik Ayıp.. Günah.. Yasak.. MI?

Toplumumuzda cinsellikle sex birbirine karıştırılır. Cinsellik, doğuştan var olan, bizi biz yapan özellikler bütünüdür. Oturuşumuz, konuşmamız, giyimimiz vb her şeyimizdir cinsellik. Sex ise, iki yetişkinin birbirine dokunması, öpmesi, cinsel ilişkiye girmesi gibi bir dizi davranışı içine alan bir paylaşımdır.

Çocukluk döneminde, çocuğun sorularına yaşına uygun basit cevaplar vererek merakı giderilmelidir. Eğer böyle yapmaz da; ayıp, günah denilir, çocuğun suçluluk ve utanç yaşamasına neden olursak, uygunsuz şekilde keşif yapmasına neden olabilir ve ileride cinsel işlev bozuklukları yaşamasına zemin hazırlayabiliriz. Hele ki, ilk merak ve uyanış dönemlerinde tehdit edilmesi, ceza verilmesi büyük sorunlara neden olabilmektedir.

Erken boşalma yaşayan yetişkinlerin, çocukluk ya da ergenlik dönemlerinden kalma bu suçluluk ve utanç duygularını yoğun bir şekilde yaşadıklarını görüyoruz.

 

Ergenlikte Yanlış Ve Hatalı Mastürbasyon

Her an yakalanma korkusuyla, hızlıca boşalmaya yönelik yapılan mastürbasyon; hem yanlış bir alışkanlığa dönüşmekte hem de cinselliğin ve haz almanın kötü bir şey olduğuna dair ön yargılara neden olabilmekte. Korku ve endişe, cinsellikle eşleştirilmekte, suçluluk duyguları ve utanç yaşamasına neden olabilmektedir. Dolayısıyla genç yaşlarda başlayan hızlı boşalma alışkanlığı, sonraki yaşlara da miras kalmaktadır.

 

Ergenlerin Skor Takıntısı

Ergenlik döneminde, mastürbasyon yaparak boşalma sayısı ya da cinsel ilişki sırasında arka arkaya boşalma sayısı, erkekliğin ve erkekliğe dair gücün bir göstergesi olarak görülebiliyor. Kendi aralarında sayı paylaşarak birbirlerine üstünlük sağlamaya çalışıyorlar. Oysaki boşalma sayısının bir önemi olmadığı, önemli olan haz ve keyfin olduğunu öğrenememiş oluyorlar. Bu nedenle, ergenlik döneminde cinsel eğitimin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Anne babalar çocuklarıyla bu konuyu konuşmaktan utanıyorlar, çekiniyorlar. Dolayısıyla, çocuklarının yanlış bilgiler alarak, yanlış deneyimler yaşamalarına neden oluyorlar.

 

Yanlış İnanışlar, Mitler

Çocukluk döneminden bu yana dışarıdan edinilen bilgiler ve yaşantılar sonucu cinsel yaşama dair ön kabuller oluşur. Örneğin; “cinsellik her zaman heyecanlı olmalıdır”, “kadın ve erkek aynı anda orgazm olmalıdır” gibi ön kabuller, cinsel ilişki sırasında hazza odaklanmayı engelleyen yanlış inanışlardır.

 

Performans Kaygısı

Cinsel ilişkinin süresi, erkeğin erkekliğinin ve gücünün bir simgesi olarak görülüyor. Eğer erkek, her istediğinde cinsel organını kaldırabiliyor, istediği sürede cinsel ilişkiyi sürdürebiliyor ve kadınını mutlu edebiliyorsa, erkek erkektir gibi bir algı söz konusu. Böylesine bir beklenti zinciri, erkeğe ağır gelebiliyor ve cinsel işlev bozuklukları yaşamasına neden olabiliyor. Eğer düşüncesi “erken boşalmamalıyım” ise, erken boşalma yaşaması kaçınılmaz oluyor ve boşalmasını kontrol edemiyor. Dikkati sürekli ilişkiye girme süresinde oluyor ve kaygı yükseliyor.

Kaygı, heyecan, gerginlik= STRES varsa, adrenalin ve noradrenalin hormonları yükseliyor. Bu noktada; bedensel hislerin fark edilmesi ve hazzı yaşamak imkânsızlaşıyor. Mesanesi dolan bir çocuğun altını ıslatması gibi, yükselen cinsel heyecanını hissetmeyen erkek de erken boşalıyor.

Kadının, aşağılayıcı, suçlayıcı, öfkeli tutumu da performans kaygısının devamına neden oluyor. Erkek suçluluk ve utanç duygularıyla sorununun devam etmesine yol açıyor.

 

Evlilikte İlişkisel Sorunlar

Evlilik ilişkisinde sorun yaşayan erkek, farkında olmadan “hemen boşal-çekil” mekanizması işlemeye başlayabiliyor. Bu aslında, yakınlık kurmaktan kaçınma olarak yaşanmaya başlıyor. Erkek bunun farkında olmadığı için performans kaygısı yaşayarak, boşalmasını kontrol edememeye başlıyor. Bu nedenle, erken boşalma sorununun üstesinden gelmek için öncelikle ilişki sorunlarının giderilmesi gerekiyor.

 

Erken Boşalma İle İlgili Farkındalık Kazanmak İçin Ne Yapmalı?

Öncelikle, yukarıda sıraladığımız nedenlerle ilgili kendi durumunuzu ayrıntılarıyla incelemelisiniz. Çocukluk ve ergenlik dönemindeki yaşantılarınıza bakınız. Ne gibi cinsel alışkanlıklarınız, korkularınız, kaygılarınız, travmalarınız var? Şuan bu sorunu sürdüren ne gibi unsurlar var? Nedenlerinizi tespit ettikten sonra, eşinizin de desteğini alarak bu sürece başlamalısınız.

 

Bedensel Duyumları Fark Etmeli

Asıl sorun erkeğin cinsel işlevlerinde değil, cinsel işlevlerini nasıl yerine getireceği konusundaki düşüncelerindedir. Aklını düşüncelerden arındıramayan, özgür ve doğal bir şekilde cinselliği yaşayamayan erkek, tedirginlik duygusundan uzaklaşamaz ve boşalma konusunda sorun yaşar. Bu nedenle erken boşalmada tedavinin esası, boşalma öncesi cinsel duyumların tekrar tekrar ve uzatılmış olarak yaşatılması ve erkeğin dikkatinin yüksek uyarılma düzeyindeki duyumlarına odaklanmasıdır. Erkek boşalmak üzere olduğunu uygun zamanda fark etmeyi öğrendiğinde, yani bedensel duyumlarını fark ettiğinde boşalmayı da erteleyebilecektir.

 

          An’a odaklanmalı

Önemli olan o anı yaşamaktır. Cinsellikte de önemli olan son noktayı düşünmeden telaşsız bir şekilde şimdiye ve duygularımıza yoğunlaşmaktır. Ayrıca yoğunlaşırken kişi bedeninin serbestçe hareket etmesine olanak tanırsa, cinsellik doğal bir şekilde gerçekleşebilir. Aksi takdirde erkek,  “nasıl bir cinsel birleşme olmalıdır?” kavramını tanımlayan toplumun genelinde kabul görmüş cinsel mitlere uygun bir şekilde hareket ederse, ani bir boşalma kaçınılmaz olacaktır!! Bu nedenle eşle birlikte sonsuz yakınlaşma duygusunun yaşandığı, sayı ve süreye takılmadan, ana odaklanmaya çalışılmalıdır.

 

          Yavaşlama Öğrenilmeli

Erkeğin ne kadar sürede boşaldığından çok, boşalmanın istendiği zamanda olabilmesi için; düşük uyarım ve heyecan düzeyinde cinsel aktiviteye devam edilmeli, aşırı heyecanlanıldığında sakinleşene kadar beklenmeli ya da yavaşlamalı ve sakinleştikten sonra yeniden cinsel aktiviteye başlanmalıdır. Bu sayede cinsel heyecanı arttırıp azaltma becerisini kazanıp, istemeden doruğa ulaşılan o noktadan uzak durma öğrenilebilir. Ama bu süreç içinde boşalmayı kontrol etmeyi öğrenirken “sabırsız” olunmamalıdır. Çünkü önemli olan heyecan düzeyi arttığında geri çekilmek gerektiğini anımsamak ve fark etmektir. Erken geri çekilmek, geç kalmış olmaktan her zaman daha iyidir. Boşalmayı kontrol etmeyi değil, boşalmanın istem dışı bir şekilde gerçekleştiği kaçınılmazlık noktasına (geri dönülmez nokta) ulaşmamak için heyecan düzeyini kontrol etmek öğrenilmelidir.

 

          Erken Boşalmanın Tedavisi: Cinsel Terapi

Cinsel terapi, terapist ve danışanların karşılıklı konuşarak sorunun çözümüne yönelik konuştuğu, çifte uygun davranışsal ödevlerin verilerek takibinin yapıldığı bir süreçtir.

Oldukça sık rastlanan ama en kolay tedavi edilebilen cinsel sorunların başında yer alan erken boşalma biyolojik, psikolojik ve ilişkiyle ilgili yönleri içerir. Başarılı bir terapi süreci, tüm bu yönleri göz önüne almalıdır. Ayrıca başarılı bir terapi süreci, problemin tekrar etmesini de önlemelidir. Bizim uyguladığımız terapi yöntemi çok etkili olmaktadır; çünkü bu noktaların hepsini içerir.

Cinsel terapiye erkekle birlikte eşinin de gelmesi, süreci hızlandırmaktadır. Öncelikle bireysel olarak kadın ve erkeğin cinsel yaşam öyküleri ve evlilik öyküleri alınır. Bu şekilde kendilerine en uygun terapi planı hazırlanır ve çift olarak terapiye başlanır.

Erken boşalmanın tedavisinde boşalma süresini uzatmak değil, kişiyi telaşsız bir birleşmenin getireceği sonsuz yakınlık duygusuna ulaşmak, zamansız bir şekilde cinsel birleşme becerisini ve kalıcı olarak boşalma refleksi üzerinde istemli denetim sağlamayı öğrenmek esas olmalıdır.

 

Anahtar kelimeler: erken boşalma, denetimsiz boşalma, cinsel terapi

 

Güzide TÜRKYILMAZ

Uzman Psikolojik Danışman/Cinsel Terapist


Osmaniye’ de Psikolog

18 yılı aşkın süredir alanında aktif bir şekilde hizmet veren, Uzman Psikolojik Danışman Güzide TÜRKYILMAZ; çocuk, ergen ve yetişkinlerde Ruh Sağlığı Hizmetleri ve Psikolojik Danışmanlık alanındaki profesyonel çalışmalarını Ankara’dan Osmaniye’ye getirmiş olmanın mutluluğunu yaşamaktadır.

Her Hakkı Saklıdır. GebzeSoft 2018

mobil-telefon mobil-whatsapp